Gezgin Kitap Kardeşliği ile Blog Turları #20 'Tanrıçaların Savaşı' || Yorum + Çekiliş

11:12






Kitabın Adı: Tanrıçaların Savaşı
Orijinal Adı: Antigoddess
Yazarı: Kandare Blake
Çevirmeni: Gülfem Çırak
Seri Sıralaması : #1
Türü: Fantastik/Mitolojik
Sayfa Sayısı: 416
Yayınevi: Martı Yayınları






Arka Kapak:

Bir tanrının öğrenmesi gereken tek ders kaderdir ama ben kadere inanmam.
Çünkü¸ son henüz yazılmadı…


Savaş Tanrıçası Athena teninin altında baykuş tüyleri belirmeye ve ciğerlerini sarmaya başladığında ölüme adım adım yaklaştığını fark eder. Hırsızlar Tanrısı Hermes ise bedenini kemiren bir hastalıkla boğuşmaktadır. Bu sırada diğer tanrı ve tanrıçaların da farklı hastalıklardan mustarip olduğunu öğrenirler. Ancak hepsi de birbirlerini öldürmek pahasına dahi olsa son nefeslerini vermemeye kararlıdırlar.



Athena ile Hermes onları ölüme neyin sürüklediğini bulmak için dünyayı dolaşmaya başlarlar. Yolları sıradan bir insan olan Cassandra'ya çıkar. Belki de bu genç kız sanılanın aksine, sıradan biri değildir.



Peki, tanrıçaların hayatta kalmak için başlattıkları savaşın kilit noktası Cassandra olabilir mi?



Yepyeni bir yorumla karşınızdayım :D Yorumun başında belirtmek istediğim bir şey var. Ben genelde yorumları elimden geldiğince uzun tutmaya çalışırım, çünkü okuyanların kitaplar hakkında istedikleri her türlü spoiler içermeyen bilgiye sahip olmaları benim için çok önemli; ancak bu sefere mahsus biraz kısa keseceğim :( Oldukça yorgunum bugün. Eylül ayından beri hiç bitmeyen koşuşturmaca, her yerden yağan türlü türlü zorlayıcı işlere karşı dayanıklılık sınırım yavaş yavaş aşağılara düşüyor sanırım :( Özellikle Şubat ayından sonra hiçbir şekilde yaptığım programlara uyamaz oldum :( İnşallah Temmuz ayıyla beraber planlı programlı hayatıma geri döneceğim ve bir daha da yaptığım planlardan şaşmayacağım :D İpin ucu bir kez kaçtı mı yakalayamıyorum sonra.

Neyse, lafı uzatmak istemiyorum. Bu yüzden hızla, harika tur kitabımızın yorumuna geçiyorum :))



Fantastik kurgulu kitapların arasında en sevdiklerin hangileri derseniz, mitolojik olanlar derim. Percy Jackson serisi bu nedenle benim için hep çok özel olmuştur. Bu kitap da aynı şekilde okumaktan çok büyük keyif aldığım bir kitap oldu.

Kitap, Hermes ve Athena'nın çölde yaptığı zorlu bir yolculukla başlıyor. Yuna tanrıları ölüyor ve kimse nedenini bilmiyor. Ölümsüz Yunan tanrıları ölüyorsa, Zeus'a ettiğim beddua biraz aşırıya kaçmış demektir. Ben sadece o ve karısı ölsün istemiştim...


Hermes ve Athena, neler olduğunu öğrenmek umuduyla Demeter'i arıyor. Onun bilgeliği ve toprağa yakınlığının işlerine yarayacağını düşüyorlar. Çünkü insanlar kimsenin duymadığını sanırken, toprak her şeyi duyuyor... Demeter'se onlara Cassandra adında bir Elçi'nin yardımına ihtiyaçları olduğunu söylüyor. Cassandra Truvalı bir prenses. Hermes ve Athena'nın da içinde bulunduğu üç tanrının ihanetine uğrayarak her şeyini kaybeden bir prenses...

Ve şimdi bu prenses reeankarnasyona uğramış bir şekilde günümüzde yaşıyor. O bir psişik ve geçmişine dair hiçbir şey hatırlamıyor; ama o, tanrıların belki de tek kurtuluşu. Her şeyi hatırlaması, tüm Olimpos'un hayatta kalmak için tek çaresi.

Efsaneler gösteriyor ki Yunan tanrıları güç gösterisi yapmayı seven egoist tiplerden başka bir şey değiller. Her şey taht için! Bunu her kitapta görüyoruz. Ne zaman birileri zayıf düşse, ne zaman birinin çıkarı gözünü karartsa savaş çıkıyor ve Olimpos ikiye bölünüyor. Bu kitapta da bu oluyor. Tanrıların zayıflıkları, bazılarının işine geliyor. Ölüm umurlarında olmadan, güç için savaşıyorlar. Kefenin cebi yok bebişler. Tahtı diğer tarafa giderken yanınıza alamıyorsunuz. Hades'i yer altına atarken iki kere düşünseydiniz keşke...



Cassandra, Athena ve Hermes'in bir savaşın içine girdiklerini okuyoruz kitapta. Onları öldüren bir şeyler var; ama bu şeyler ne? Bu kitabın belki de en büyük gizemi. Ve bir de kötü tarafta yer alan tanrılar var. Tabi ki biri Hera ve diğeri de Aphrodite... Truva savaşını da siz çıkardınız. Athena da aranızdaydı tamam ama o sizin gibi hilekar değil -_- Beni en çok şaşırtan şey bu ekibin içinde Poseidon'un da oluşuydu. Uzun süre Zeus olabilir mi diye kontrol ettim ama değildi maalesef :( Ares bile değilken Poseidon'un kötü olması biraz şaşırtıcıydı açıkçası ama tuhaf kaçmamıştı.
Yazar kitapta tanrıları mükemmel bir şekilde kişileştirmişti. Hermes'in karakteri özellikle tam benim onu hep hayal ettiğim gibiydi. Hırsızların tanrısının Zeus gibi kasıntı olmasını bekleyemezsiniz. Kasıntı ama sapık... İşte içi seni dışı beni dedikleri bu.

Çeviriyi kim yaptıysa güzel yapmış. Bölümüm gereği çok fazla mitolojik kitap okudum ve hepsi İngilizce'ydi. Ayrıca okuduğum çoğu metinde sık sık mitolojik ögeler yer alıyor ve çevrilmesi zor şeyler olduğunu biliyorum. En azından doğru kelimeleri seçmek çok zor. Çevirmen bunu benim kanaatimce gayet güzel bir şekilde yapmıştı. Çevirmen Türkçe kelimeleri güzel seçmiş, yazar İngilizce kelimeleri :P Mitolojik bilgileri tam kıvamında kullanmıştı. Çok abartıldığında her şey sıkar ve yazar bu çizgiyi yakalamıştı. Efsaneleri tanrıların karakterlerine, yaşanan olaylara yedirmişti ve sanki Yunan mitolojisine ait mitler değil de yazarın kendi kurgusu gibi hoş bir hava katmıştı kitaba.

Kısa dedim ama yine uzadı mı ne? :P Uzun lafın kısası ben kitabı çok sevdim. Mitoloji seviyorsanız kesinlikle bayılacaksınız bu kitaba :D

Benden tam puan alan bu kitabı şiddetle öneriyorum.




a Rafflecopter giveaway



You Might Also Like

0 yorum

Like us on Facebook