Duygu-Kitap Yorumu

06:42

   

Kitabın Adı : Duygu
Yazarı: Işıl Parlakyıldız
Sayfa Sayısı: 672
Yayınevi: Müptela Yayınları



Anne sıcaklığı, baba emniyeti olmayan bir dünyada ayakta kalmaya çalışan kırılganlık abidesiydi Duygu. Üç yoldaşı vardı onu taşıyan. "Develerim" derdi onlara. O develer ki İstanbul'un en arızalı tipleriydi. Her ne kadar bela makinesi olsalar da Duygu için tek bir gerçek vardı;

"Bekir candı, Ali kandı, Sedat aşktı." 

Ve hayat onlar için bir duadan ibaretti. İyiyim…iyiyiz… biz hep iyi oluruz. Güçlü olmayı en zorlu yollarda öğrenmiş dev bir çınardı Sedat. Hayatta yorulmuş, aşktan ?çoktan vazgeçmişti. Yüreğini ördüğü çelik duvarlar arasına saklamış acımasız bir adamdı o. Acılarla ?atılmış düğümlerin arasında filiz verebilir miydi aşk? Meleği şeytana döndürüp, şeytanın ruhunu ele geçirebilir miydi aşk?



Sonundaaaaa!!!! diye haykırdım bu kitabı okumaya başladığımda. Bu kitabı alabilmek ve okuyabilmek için o kadar çok bekledin ki... Işıl Parlakyıldız benim çok sevdiğim yazarlardan biri. Kendisine, Wattpad turlarımdan birinde konuk etmiş, ve bu tur kapsamında çok güzel bir röportaj gerçekleştirmiştim. Röportaja buradan ulaşabilirsiniz. 

Kitapta yaralı bir kızımız var... Tam her şey bitti derken, süperman edasıyla hayatına girip, onu kurtaran bir erkeğin sayesinde hayata tutunmuş bir kız. Şimdi bir erkek demeyelim. Onun Ali'si var, Bekir'i var, Sedat'ı var. Ama bir Sedat'ı var ki...

Duygu yaşadığı şeylerden sonra bir sürü sorun yaşamış ama hayatında ki bu üç erkek sayesinde nefes almaya devam etmiş. Ama biraz salakça bir kızımız bu Duygu. Kör biraz.

Kitaba başlar başlamaz anlıyorsunuz Sedat'ın Duygu'ya ne kadar aşık olduğunu. Ama gelin görün ki kızımız bir türlü anlamıyor. Sedat'da iyi kamufle etmiş kendini ama hadi biz olayın dışındayız anlamayabiliriz, sen olayın içindesin Duygu, sen niye anlamıyorsun, çektiriyorsun o adamcağıza... Adamcağız dediğimizde İstanbul'un en korkulan adamlarından biri. Ne İstanbul'u, Türkiye'nin. Tehlikeli bir adam ama adam gibi adam yani.

Bir de komik, tatlı, yakışıklı.... daha ne isteyelim :D


Duygu gözlerini açana kadar biz verem oluyoruz yani. Zaten kitap uzun... Baya uzun :D Kitabın konusunu beğendim. Güzeldi ama bence kitap olmak için çok uzundu. Dizilik tam bu hikaye. İnternet hikayesi olarak kalsa... Tamam, kitap olduğu kötü olmamış ama o kadar çok olay, o kadar çok hikaye var ki kitapta, bir yerden sonra karışıyor her şey. En azından 3 adamımızın hikayeleri, iç içe geçmeden, ayrı kitaplarda anlatılabilirdi. Ali'nin hikayesi kitap olacak galiba ama keşke bu kitapta verilmeseydi ve Bekir'in hikayesi de ayrılsaydı. Tabi bu benim düşüncem. Yazar böyle uygun gördüyse yapacak bir şey yok. Biz her türlü okuruz :D En azından ben okurum. Bu arada yazara kitapta Köle'den de bahsettiği için çok teşekkürler. Edward'ı tekrar hatırlamak güzeldi. Ah Edward Ah! :D

Neyse ne diyordum, evet, uzun. Kitap beş puan olarak giderken, uzun olması beni bunaltmaya başlayınca dörde düştü puanı :( Çünkü bir yerden sonra bana fenalık basmaya başladı. Hayır yani Duygu biraz akıllansa, azıcık ergenlikten çıksa, biraz olgunlaşsa, hiç bunalmayacağım ama o isyankar halleri ve sanki Sedat'ın inadınaymışçasına yaptığı her şey, beni deli etti. Haliyle kitap uzadı da uzadı...


Duygu'nun geçmişinin daha etkili olmasını isterdim. Geçmişte yaşadıklarının onun üzerinde ki etkilerinden sadece sağlığıyla alakalı olanları okuduk biz. Ve bazı psikolojik problemleri ama ne bileyim, geçmişten kalan hesaplaşmalar, tekrar ortaya çıkan insanlar filan olsa daha güzel olabilirdi. Yine de Duygu'nun psikolojisi çok iyi yansıtılmıştı. Rüyaları, karanlıkta yaşadıkları, vücuduyla ilgili düşünceleri... ve o en sonda ki olay :D Ne olduğunu söyleyemem ama ben Sedat'ın ısrarla hayır demesinin sebebinin bu olduğunu asla tahmin edemezdim. Yani o çok ilginç olmuştu ve güzel bağlanmıştı.

Karakterlerde güzel bağlanmıştı. Özellikle karakterlerin Trabzon'da ki konuşma tarzlarına bayıldım. Trabzon'da çok laz yoktur. Lazlar Rize'den sonra başlar. Trabzon'da az diye biliyorum. Malum, ben de Karadenizliyim. Ama orada ki o son kalan lazlar da gelmiş bizimkileri bulmuş ve çok da güzel olmuş. Biraz Trabzon'da gezselerdi keşke. Şimdi hava atardım :P Sümela Manastırı'na gittiniz mi? Aaa!! Nasıl gitmezsiniz ya? :P 


Duygu, Sedat'la aşk yaşıyor olabilir ama Ali ve Bekir'de onun için çok önemli. Onlarla olan ilişkisi asla ikinci plana atılmamıştı. Hatta Bekir'le Ali'nin hikayeleri anlatılırken, Duygu hep ön plandaydı. Ali bir diyemedin şu kıza çok aramızdan diye :D Utanmasa yatağa bile sizle girecek. Töbe töbe ya. Hele Bekir, tüüü kalıbından utan, bir karına gidip sus otur kadın diyemedin. O ittifak grubu var ya onu Duygu kurdu. Siz hala başkalarını suçlayın. Duygu'yu dışlasanız, bence sorun çözülürdü. Kız her yerden çıkıyor valla :D

Neyse yani ne demek istediğimi anladınız siz. Çoğu kitap da Ali ve Bekir gibi karakterler hep bir yerden sonra ikinci plana atılır ama bu kitapta böyle olmamıştı. İyi ki de olmamıştı.

Yazarı, tekrar tebrik ediyorum. Kitabını okuyacağım diye uykusuz kaldım valla :D Bir yerden sonra artık bitsin durumuna gelsem de güzeldi. Akıcı, içten ve sürükleyiciydi. 
Benden tam puan almasa da geçer puan aldı :)







You Might Also Like

0 yorum

Like us on Facebook