5. Gezgin Kitap Kardeşliği ile Blog Turu 'Aslında Kimse Sevmiyor Senin Kadar'-Kitap Yorumu ve Yazarla Söyleşi (Çeviri)

07:27


5.turumuzdan herkese merhabaaaaaa :D


Bu turumuzda ki katkılarından dolayı Neo Kitap'a ve Pudra Tozu'na katkılarından dolayı teşekkür etmek isterim öncellikle :) 

Okuması gerçekten keyifli bir kitaptı Aslında Kimse Sevmiyor Senin Kadar. Çok çeşitli duygular yaşadım kitap boyunca.


Lafı uzatmadan konuya girmek istiyorum. David bazı psikolojik problemleri olan bir ressamdır. Her ressam gibi o da için de biraz delilik taşıyordur. Ya da birazdan daha fazla. Bu deliliği ailesini etkilemeye başladığında
sahip olduğunu düşündüğü güzel ve özgür hayatın büyüsü bozulur. Taptığı bir kızı vardır ancak beyninin içinde yaşayan ve asla susturamadığı iblisler ona da zarar vermeye başlamıştır.

En sonunda karısının ve kızının hayatından çıktığında en çok da kızını özleyeceğini biliyordur.

Eden'da babasına tapıyordur. Gittiğinde uzun süre geri gelmesini bekler ve asla geri gelmediğinde onu hayatından silip atmaya karar verir. Ancak bir kadının gelecek de kim olacağı ailesiyle arasında ki ilişkiye bağlıdır. Özellikle bir erkek için ne ifade edeceğinde, onlarla arasında ki ilişki de babasıyla yaşadıkları büyük bir rol oynar. 

Onu hayatından silip atmıştır atmasına ama annesini de kaybetmenin eşiğine geldiğinde onu bulması gerektiğini en azından son bir kez konuşması gerektiğini anlar. 

Ve onu ararken geçtiği yollar, farklı bir hayat tecrübesi kazanmasına sebep olur.


Ben genelde yorumumda hep olan olaylar etrafında yorum yaparım ama bu sefer sadece David üzerine yorum yapmak istiyorum. En azından başlangıç olarak.

David psikolojik problemleri olan bir baba ve eş. Yıllarca onu sorumluluk sahibi olması, ilaçlarını alması ve tedavi olması için zorluyorlar. Ancak kimse 'tedavi olmak istiyor musun David?' diye sormuyor. Kimse onun duygularını önemsemiyor. David bencil bir olarak görülüyor insanlar tarafından ama burada esas bencil olan kim?

Bir psikolojik hastalığın tedavisinde asla ilk iş olarak ilaç tedavisine başlanmamalı. Psikologlar ve psikiyatristlerle hatırı sayılır derece içli dışlı olmuş biri olarak söylüyorum bunu. Tedaviye her seferinde baştan başlasan da önce konuşmak  önemli olan. Bence David'in hastalığı ilaçlar olmadan da kontrol altına alınabilirdi.

İlk iş olarak karısı 'sorun sadece David'de mi?' diye sormaya başlasaydı bu harika olurdu. Onu suçlamak, sürekli surat asmak yerine ona ayak uydur. Onu çalışması için zorlaması yerine teşvik et. Kızıyla ilişkisi çok iyiyken seninle kötüyse, ortada ciddi bir sorun var demektir ve bu sorun David'in hastalığında değil sizin evliliğinizdedir. 

David sonunda kendini tamamen kaybettiğinde ben suçu üzerinde ki aşırı baskı da aradım. Çok iyi biliyorum ki insan beyni bu gibi durumlarda düşünecek başka bir şey bulamadığı için kendi kendini suçlamaya meyilli. Bu tamamen hormonlarla ilgili bir sorun.

Vücutta her şey gibi onlarında bir dengesi var ve bozuldukları zaman....


Ve Eden büyüdüğünde o da babasının kararına saygı duyma yeteneğini kaybetmiş oluyor.

Bu kitaptan almamız gereken bir kaç ders var.

Birincisi, hatayı her zaman başkasında aramamamız gerektiği.

İkincisi ise doğru ve yanlışın göreceli olduğu. Benim babam her zaman yanlış diye bir şey olmadığı, benim yaptığım her şeyin  benim için doğru olduğunu ve önemli olanın bu olduğunu söyler. Haksız mı? Bence değil

Üçüncüsü ise bir insanı koşulsuz sevmemiz için bizim beynimizde kurduğumuz 'normal' kalıbına uyması gerekmediği.

Ben bu derslerin beynimin içine iyice kazındığını düşünüyorum ve bir kitaptan bu kadar çok ders çıkarabildiysem o kitap benden tam puan alır :D

A B C D E

Kitabı satın almak için hemen kitapsihirbazı.com'a tıklayın :)



Gelelim röportajımıza :D Röportajı yazarın sayfasından aldım. Orijinal dilinde okumak ve çeviri hatalarımı yüzüme vurmak isteyenler buraya tıklayabilirler :D


Hatala için şimdiden özür dilerim. Ayrıca yardımlarından dolayı sevgili Ejderha Camı'na çok teşekkürler :)

Başlayalım o zaman :D

Bir önce ki kitabın Best Kept Secret, kahraman bakış açısıyla anlatılıyordu. Aslında Kimse Sevmiyor Senin Kadar’da iki bakış açısıyla yazmak nasıl bir duyguydu? Bir ses diğerinden daha mı kolay geldi?
Başlarda David ve Eden’in bakış açıları arasında gidip gelmenin benim için kaygınlandırıcı olacağını düşünmüştüm ama sonunda, bu aslında heyecan vericiydi.
Dikkatimi toplamama yardımcı oldu ve belki beni yazmaya devam etmek konusunda biraz fazla motive etti. David’in bölümlerinden birini bitirdim ve Eden’in bir sonra ki bölümde ne düşüneceği ve hissedeceği konusunda heyecanlanmaya başladım.
Bence iki bakış açısını birden yazmak gerçekten işe yarıyor. Çünkü bu sadece Eden’in hikayesi değil. Ayrıca sadece David’in hikayesi de değil. Bu, onların birbirleri için kim olduklarının hikayesi.
David’in düşüncelerinin bana bu kadar kolay gelmesine açıkçası şaşırdım. Başladığımda, onun bakış açısından yazmanın bana, onunla ilgili daha basit bir vizyon vereceğini düşünmüştüm. Sonuç olarak onu boş versem ve sadece Eden’in bakış açısından yazsam bile bu böyle olacaktı. Ancak o bir anda aklımın içinde çok güçlü bir varlığa dönüştü. Bu sadece olaya kaptırmak.
Kitapta sadece karakterler değil, zaman da gidip geliyor. Bu daha önceden verdiğin bir karar mıydı yoksa yazarken gelişen bir durum muydu?
Zamanda ileri geri gidip gelmek başlangıçta düşünmeye çok zaman harcamadığım başka bir teknikti; fikir bir anda aklıma geldi ve ben de düşündüm ki buna bir şans vereyim ve nasıl olacağını göreyim. Bunun çok aksak ve rahatsız edici bir durum olduğunu anladım. En düşük ihtimalle, yazarın zamanı organize etmesine engel olabilirdi. Ancak bu çok eğlenceli bir duruma dönüştü. Ne zaman yazmak için otursam, beynim beni zamana ve duruma odaklanıp, kimin bakış açısından yazacağımı düşünmeye itiyordu.
Bu roman için ne tür bir araştırma yaptın?
Kitabın fikrini ilk bulduğumda, ben zaten evsizlere gönüllü olarak destek olan bir programda çalışıyor olacak kadar şanslıydım. Bir haftalık yemek hazırlamalarına yardım ettim ve bazı çok tatlı insanlarla tanışma ayrıcalığına sahip oldum. Çoğu benimle hikayelerini paylaşacak kadar iyilerdi; Çoğu başka insanlarla iletişim kurabilecekleri sıcak ve güvenli bir yere sahip oldukları için mutlu. Ben de Eden gibi onları “Brownie Lady’sine” dönüştüm. Onlara düzenli olarak yemek pişirdim.
Toplumumuz bizi olması gerektiğini düşündüğü kalıplara sokmak için çok zaman harcıyor. Başkalarını bilemem ama biri bana bir şey yapmamı söylediğinde çok sinir oluyorum ve başkaldırıyorum.
Ama olduğum kişi olarak kabullenip, sevildiğimde ilerlemek için gereken motivasyonu bulabilirim.
Best Kept Secret, alkol bağımlılığından kurtulmaya çalışan bir anneyle ilgiliydi. Aslında Kimse Sevmiyor Senin Kadar, akıl sağlığı yerinde olmayan ve şimdi sokaklarda yaşayan bir baba ve babasını arayan kızıyla ilgili. Bize neden aile dramlarıyla ilgili yazdığından biraz daha bahsedebilir misin?
Hmm… sanırım bu soru benim terapistim için olabilir? Ha! Aslında, ben aile dramlarıyla ilgili yazıyorum çünkü nasıl yetiştirildiğimizin kim olduğumuzu belirlediğine inanıyorum. Ve kusurlar, karakterleri ilginç kılanlardır.
Bana olan şeylere değil, bana olmayan şeylere cevap bulup, onların üzerinde oynamayı seviyorum. Ebeveynlerin, ailelerini etkileyen bir olayla mücadele ettikleri hikayelerde, dram potensiyeli yüksektir. Ben, bu kitapta özellikle baba-kız dramı yazmak istedim çünkü bu çok dikkate alınan bir konu değil. Bu ilişkinin bir kadının kim olduğu üzerinde kesin bir etkisi var. Ayrıca, babamızla olan ilişkimiz, genellikle diğer erkeklerle olan ilişkilerimizin de temelidir.
Sizi romanınızın başında ki bu özdeyişi kullanmaya yönelten nedir? Biri nasıl biraz delilikle aşırı delilik arasında ayırım yapar? David bu ayrıma tam olarak nerede düştü?
Deliliğin belli bir kısmını seviyorum çünkü bana göre bu risk almanın yaratıcılığını ve roman yazarak aşılan bir engelin verdiği özgürlük hissini tetikler.
Birazla çok arasında ki ayırıma gelecek olursak, bence bir insanın “deliliği” diğer insanlar için fiziksel bir tehdit haline geldiğinde ya da genel anlamda toplumu zedelediğinde, bu çizginin geçildiği andır. David, çok fazlanın tepesinde sallanıyor, ve bu onu, benim için yazması oldukça ilginç kılıyor. Deliliğini alın ve o kim? O hala aynı insan mı ya da kendisinin, hissizleştirilmiş, gri versiyonu mu? Buna ancak okuyucular karar verebilir.
Bu romanda ki en ilginç olaylardan biri de Eden, üvey babası ve kardeşi arasında ki ilişki. Seni bu ilişkiyi yaratmaya iten ne oldu?
Çünkü yeniden evlendim. Harmanlanmış bir ailenin üyesiyim ve buna birebir tanık oldum. Şanslıyım ki kızım üvey babasını çok seviyor ama eğer öyle olmasaydı diye çok düşündüm. Eğer kızım, gerçek babasını bir seviye de ilahlaştırsaydı ve bu rolü ondan alan adamla iletişim kurmakta zorluk çekseydi ne olurdu diye düşündüm. Eden’ın üvey babasıyla karışık bir ilişkisi var: Bir yandan onun, David’le yaşadığı onca yıldan sonra annesine verdiği huzuru takdir ediyor. Bir diğer yandan onun annesinin hayatında olma sebebinin, David’le yaşadıkları olmasına içerliyor.
Eden ve Bryce’in ilişkisi hakkında yazmayı çok sevdim. Oğlumun ve üvey kızımın ilişkilerini izledim. Onların çok sevimli ve eğlenceli bir kardeş ilişkileri var. Oğlumun, 10 yaşında bir çocuğun yapacağı şekilde sinirlendirmesi dışında. Onların birbirileriyle olan ilişkisinde, oğlumun kendi öz kız kardeşiyle kurduğu ilişkiden farklı bir şey var ve ben Eden’le Byrce’in ilişkisinde bunu yakalamaya çalıştım.
Romanı David’in bakış açısıyla bitirmeye karar vermeni ne sağladı?
Öyle yapmadım. Yazmaya devam ediyordum, bu kitabı nasıl bitireceğimi merak ediyordum. Biliyordum ki David, Eden’den yine kaçacaktı ama kitabın sonuyla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Doğruyu söylemek gerekirse biraz paniklemiştim. Ve sonra Eden’ın son bölümünü yazdım ve biliyordum ki okuyucuların David’e ne olduğunu görmesi gerekiyordu ve devam ettim. Onun küçük kızı Eden’ın resmini alması ve geri getirmesi fikri parmaklarımın ucundan akıp gitti. Bu o nadir, harika, sayfanın sonunda ne olacağını bilmediğim yazma zamanlarından biriydi; hikaye kendi kendini anlattı. David, kitap boyunca bana kızına ne kadar taptığını gayet net bir şekilde belli etti. Benim için, bu bir kitabı için harika bir nottu. O son cümleyi yazdım, göz yaşları boğazımda düğümlendi ve ben bitirdiğimi anladım..
Ruhsal hastalık deneyinimini gayet güzel bir şekilde anlatmışsın. Bunu yapması ne kadar zordu?
Bence David’in bakış açısını yazmanın en zor kısmı sağduyu ve delilik arasında ki dengeyi korumaktı. Hayatımın belli kısımlarında depresyonla mücadele ettim. Bu duyguları aldım ve  David’e uyguladım.
Blogger notu: Bence bütün yazarlar hayatlarının bir döneminde depresyonla mücadele etmiştir ve içlerinde biraz delilik taşırlar. O yüzden aşırı bir deliliği yazmak çok da zor bir deneyim değil. Yazarlar küçük bir deliliği aşırı bir deliliğe çevirecek yeteneğe sahip oldukları için yazar.
Düşüncelerin beynimin içinde uçuşmasının ne demek olduğunu biliyorum. Sadece bu deneyimi aldım ve daha aşırı bir hale uyarladım. Onun bazı karanlık düşünceleri ve davranışları benim için yazması acı vericiydi. David’i önemsiyorum ve tüm bu süre içinde ona bağlandım ama ayrıca onun gerçekte kim olduğunu hatırlatmak istiyordum.
Yazmak için en sevdiğin zaman ne zaman? Özel bir yazma köşende var mı?
Yazımın değerlerini sorgulayan kaba, yaramaz editör, akılcı beynimin içinde yaşıyor yani bu yüzden eğer yapabilseydim, sabah ilk iş olarak yazmak isterdim. Beynimin bu bölümü hala uyurken ve tutarsızken. Ama hayatımın ne kadar yoğun olduğuna bakarsak, bu her zaman mümkün değil. Bu nedenle yazı yazma işini günümün bazı noktalarına yerleştirdim. “akşam yemeği fırında, yazmak için 45 dakikam var. Bakalım ne kadar çok yazabilirim” gibi.
Masam evin yol geçidi gibi ve genelde bu benim çalıştığım yer. Bazen kendim için bir odam olsun istiyorum ama şimdilik bu yer, yüksek sesle kulaklıktan çalan müzikle, yeterin kadardan bile iyi.
David, ruhsal hastalığının normali başka bir türü olduğunu, başka bir yaşama türü olduğunu iddia ediyor ancak bu hastalık onu aynı zamanda alkole de itiyor. Sence bu David’in iddiasını geçersiz kılıyor mu?
Bence onun iddiası, yaşam şeklini akla yatkın bir hale getirmek ve kesinlikle hayatı alkolle uyuşturulmuş bir şekilde günü gününe yaşamak çoğu toplum için normal olduğunu söylemeyeceğim ama sonuçta, onun anlatmak istediği şey bu kararı vermek ona kalmış.
Klasik yöntemlerle tedavi edilmesine ısrar itiraz etmesiyle anlatmaya çalıştığım şey, birini yardım almaya zorladığınızda bu çok nadir işe yarar. Onun alkol sorunu ya da ruhsal hastalığı fark etmeksizin, eğer bir insan yardım almak istemiyorsa, bu işe yaramaz. David, hastalığına alkolle çare bulmayı tercih etti. Çünkü bu ona hala kendi olması için yeteri kadar sağduyuyu veriyor. Bu doğru seçim mi? Belki hayır ama yanlış ya da doğru, sağlıklı ya da değil, bu onun seçimi.

Aslında Kimse Sevmiyor Senin Kadar okuyucularının ne sonuç çıkarmalarını umuyorsun?
Bence her şeyden çok, umarım okuyucular hem David’in hem Eden’in duygularını anlatan hikayeden uzaklaşırlar. Bence Eden için empati hissetmek kolay, belki David için daha az ama umarım yazdığım şey okuyucuları onu başka bir bakış açısından değerlendirmeye yönelendirir.
Ruhsal hastalıklarla mücadele eden insanlar genellikle sorunlarıyla ve onlara konan teşhisle kim olduklarına göre yargılanırlar. Öyle ya da böyle onlar David’in verdiği karara katılırlar, umarım okuyucular David’in verdiği karara merhamet duyar ve onu anlarlar.


Elif Yılmaz









a Rafflecopter giveaway

You Might Also Like

0 yorum

Like us on Facebook