Uyumsuz-Kitap Yorumu

14:36


Beatrice Prior’ın Chicagosu’nda toplum, her biri belli bir erdemi yaşatmaya adanmış beş topluluğa bölünmüş durumda. Dürüstlük, Fedakarlık, Cesurluk, Dostluk ve Bilgelik. 

Her yıl, belli bir günde bütün on altı yaşındakiler, hayatlarının geri kalanında birlikte yaşayacakları grubu seçmek zorunda. 

Beatrice, hem ailesiyle kalmak, hem de kendi benliğini bulmak istiyor ama ikisini birden seçemez. 

Bu nedenle kendisi dahil, herkesi şaşırtan bir seçim yapıyor.

Genç yazar Veronica Roth heyecanlı seçimler, kalp kıran ihanetler, kan donduran sonuçlar ve beklenmedik aşklarla dolu karanlık bir geleceği anlatan gerilim serisinin ilk kitabıyla edebiyat sahnesine çıkıyor!



Benim gibi distopya hikayeleri okumayı sevenler için tek kelimeyle mükemmel bir kitaptı. Tris’in zekası ve cesareti, Dört’ün karizması  ve güçlü kişiliği ile kitap benden tam puan almayı başardı :D


Yapılan onca savaşın ardından toplum üyeleri, düzeni sağlamak için inandıkları yollarda ilerliyor ve dört gruba ayrılıyor.
Fedakarlık, Cesurluk, Dostluk ve Cesurluk.
Beatrice, erkek kardeşi ve ailesiyle birlikte Fedakarlık grubunda yaşıyor. Ancak her 16 yaşında ki genç gibi o da simülasyon testine katılmalı ve kendi toplumunu seçmeli. Kardeşi Caleb ve o birlikte teste giriyorlar.
Ancak Beatrice’in testinde bir sorun çıkıyor. Bunu küçük, ufacık, minnacık bir sorun olarak adlandırmak isterdim ama maalesef değil.
O bir uyumsuz. Yani hiçbir gruba dahil değil. Onu kontrol edemezler. Zaten burada beyninizin içinde böyle fosforlu fosforlu ışıklar yanmaya başlıyor. Kız uyumsuz, kontrol edilemez, hiçbir gruba dahil değil, yani toplum için tehlike arz ediyor. Düzeni bozmaya eğilimi olan herkes toplum için tehlike arz ediyor çünkü.

Distopya kitaplarını bu yüzden seviyorum. Size kendi toplumunuzla ilgili bilgiler de veriyor. Sonuçta biz de bir ütopya da yaşamıyoruz.
Bizim toplumumuz da ‘uyumsuzları’ dışlamaya eğilimi olan bir toplum.
Bunun en basit örneklerinden biri de bence ırkçılık.
Beyazların arasında bir siyah. O bir uyumsuz. Bu topluma ait değil, bizim için tehlike arz ediyor ve onu dışlamalıyız düşüncesi ya da Hristiyanların arasında bir Müslüman veya tam tersi, bizden biri değil, o farklı, düzeni bozuyor, ondan kurtulmalıyız gibi düşünceleri biraz olsun işlemiş kitap. En azından ben öyle düşünüyorum.


Beatrice, cesurluk grubunu  seçiyor ve adını Tris olarak değiştiriyor. Fedakarlıktan geldiği için bir eziyorlar bu kızı ama en cesuru da bu yani aralarında. Her yerden atlıyor, zıplıyor filan bir Cüneyt Arkınlık var yani :D

Dört benim aşık olduğum kitap karakterleri arasında en ‘olgun’ olanı. Hepsinde ergen gibi bir ‘benden uzak dur, sana göre değilim. Sırlarım var ama çok yakışıklıyım. Bir bakan bir daha bakar ama sen safsın bakma’ havası varken, Dört adam gibi sırları olduğunu itiraf ediyor ve Tris’den kaçmaya çalışmıyor.
Tamam en başlarda Tris’in eğitmeni olduğu için biraz uzak durmaya çalışmış olabilir ama abartmıyor.
Ben bir çift seri sonuna kadar aşk acısından kendilerini kaybettiklerinde sinir oluyorum. Ancak Tris ve Dört öyle değil.
Şimdi, bu çocuğun adı niye Dört diye soracaksınız? Efenim Dört’te, Tris gibi bir takma isim. Size onun gerçek ismini söyleyemem ama kitabı okudukça kendiliğinizden tahmin ediyorsunuz zaten.

Sanırım distopya hikayelerinin geneline ait bir özellik geniş zamanla yazmak. Ancak hikaye ve dil güzel olunca bu beni hiç rahatsız etmiyor. Tabi bir de çevirinin iyi olması önemli.


Biraz da toplumu ayıran gruplardan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle fedakarlık.
Acaba bir insan grubu daha aptal olabilir mi? Mantık şu, açlıktan ölüyorsun elinde kalan son para ama bir dilenci gelip senden para istediğinde ona paranı veriyorsun, niye fedakarsın çünkü.
Aynaya bile bakmaları yasak. Sadece her üçüncü ayın ikinci gününde, saçlarını kestiği zaman aynaya bakabiliyor Beatrice. Böyle bir şey olabilir mi? Yani bunun fedakar olmakla ne alakası var? ‘diğer insanlar için güzelliğimden fedakarlık ediyorum’ o zaman kusura bakmayın ama ben bencil, pislik, öyle kötü bir insanım :D

Cesurluk.
Onlar toplum düzenini sağlamanın cesur olmaktan geçtiğine inanıyorlar.
Bir zamanlar cesurluğun anlamı vahşilik değilken, şimdi vurup, kırmak, öldürmek gibi anlamlara geliyor.
Benim bildiğim, cesur olmak, erdemli olmak ve kendi doğrularından sapmayacak kadar güçlü olmak anlamına geliyor. Ve eskiden Cesurluk toplumu aynen bu tanıma uygunmuş. Ancak şimdilerde öyle değil.

Dostluk.
Dostluk grubuyla ilgili kitapta çok fazla bilgi verilmemiş ancak tahminimce ‘anca beraber kanca beraber’ ‘bir elin nesi var iki elin sesi var’ mantığıyla işleyen bir düzene sahip bu grup.
Ben grupla da yaşayamazdım. Tamam birlik ve beraberliğe inanıyorum ancak insanlara güvenme özelliğimi küçük yaşta kaybettiğim için kendimi diğer insanlardan soyutlamış durumdayım. Kendi işini kendi yapmayı seven yalnız kovboylardanım yani :D

Ve Bilgelik.
Bilgelik, zekanın gücüne, mantığımızla hareket etmemize inanan bir grup.
Aslında haklılar da. Mantıklı kararlar almak çoğu zaman hayat kurtarabiliyor ve bence onlar yılların tecrübesinin ışığında ilerliyorlar. Tek kusurları duygularını geri plana atıyor olmaları.


Kitap oldukça heyecanlı bir yerde bitince ben de ikinci kitabı okumak için heyecanla beklemeye başladım. Bu kitabı İngiltere’ye giderken uçakta okudum bitirdim. Neredeyse gidip İngilizcesini alacaktım kitabın o derece :D Neyse ki artık Türkiye’deyim ve heyecanımı kontrol altına aldım ve mutlu sonuma ulaştım.
Okuduğum distopya kitaplarının arasında en iyisiydi. Okumanızı şiddetle öneririm.


Yorumuma son vermeden önce kitabın beyaz perdeye uyarlanacağını duyurmak istiyorum.
Heyecanla beklediğim 2014 filmlerinden biri de bu :)






You Might Also Like

0 yorum

Like us on Facebook