Okur Yazar Gezer #1



Hep okuyup yazmakla hayat geçer mi? Geçmeeeeezzzzzz :D

Bende dedim ki kalk git hazırlan Elif. Artık biraz gezme zamanı. 

Ben şahsen gezmeyi çok seven biriyimdir. O yüzden gezdiğim, gittiğim, gördüğüm yerleri sizlerle paylaşmak istedim.

Öyle kafe filan tanıtmayacağım sadece. Aslında tanıtım yapmayacağım. Sadece nerelere gidiyorum bilin istedim :D

Öncelikle bir Ankara vatandaşı olarak sık sık Ankara ile ilgili paylaşım yapabilirim. Tabi Ankara'lıya Anıtkabir anlatılmaz. Ben bazen servisi sıcak kafeler, cep yakmayan dükkanlar keşfediyorum. Sizlerle de bunları paylaşmak istiyorum.

Sadece Ankara mı? Hayırrrrr!!!! Ara sıra şehir dışına çıktığımda oluyor. Onları da anlatacağım size.

Ama bugün Ankara :D 


Ben bugün Kızılay'daydım.

Önce hemen Dost Kitabevi'ne girdim. Eğer Ankara'da yaşıyorsanız, Dost Kitabevi sizin en yakın dostunuz sayılabilir.

Okuma kitabından, test kitabına her şey burada :D

Dost'a (Biz Ankara'da böyle deriz :P) Meleğin Düşüşü (yeni kapak) ve Yoldaş kitaplarını sormaya gittim ama maalesef yoktu :( Burada kitaplar önce D&R'lara gelir sonra Dost'a.

Ben de onun yerine daha değişik bir kitap aldım :D


Bana 'ne ismim varmış be!' dedirten bir kitap, Elif Gibi Sevmek. Bir şiir kitabı. Aslında şiir çok sevmem ama bu kitabı sevdim. Megolamanlığım tuttu yine :D

Normalde kitapları çizmek gibi bir huyum yoktur ama bu kitabı okurken sevdiğim sözlerin altını çizme ihtiyacı doğdu ben de :D


Bir de bunu aldım :D Parmağımı kitabın ortasına koymak yetmiyor, bir de kitabın bir tarafını mutlaka tutmam gerekiyordu. Artık bu sorundan kurtuldum :D Ahşap olduğu için daha sonra boyamak gibi bir şansım da var :)


Sonra çok sevdiğim bir dükkana girdim. Orayı sırf sattığı bileklikler için seviyorum. Bilen bilir Yüksel'i geçince hemen bir çantacı var Karanfil'de. O çantacının hemen yanında da telefon kabı satan bir dükkan.... oradan içeri girdiniz mi görüyorsunuz takıları. Karşılıklı iki tezgah. İkisi de harika bileklikler satıyor. 
Ben bu ikisini görür görmez aldım. Aslında eklem yüzüğü de alacaktım ama vazgeçtim.


Oradan çıktım, dedim bir kahve içeyim. Karanfil'de yeni bir mekan açıldı. Adı da Kafes Fırın.

Güler yüzlü hizmet diye buna denir :D 

"Kahve mi çay mı? Sütlü mü sütsüz mü? Tatlı mı tatsız mı?" diyerek başladı her şey. Sonra beyaz çikolatalı mocha'da karar kılındı. Sonra 'daha önce geldiniz mi?' 'hayır' 'o zaman çok memnun kalacaksınız. Harika tatlarımız var. Yakında daha çok olacak ve bir de arka tarafta yemek servisimiz olacak.' ile devam etti. Tatlı seçimime özenle yardım edildi. Kahvem gözlerimin önünde benim için süslendi. Ve kahvemin sonunda memnun kalıp kalmadığım soruldu. Elbette memnun kaldım :D

Kahvemde çiçek var!!!! :D


Oradan Sakarya'ya geçtim. Ayakkabı bakmaya gitmiştim aslında. Yazın babet ve sandalet giymeyi seviyorum ben ama babet dediğinin her yıl modası geçiyor. O yüzden çok para vermem babate. Sakarya'da, Selanik Caddesi'nde filan 10 liraya 20 liraya olur o tarz şeyler. 
Ayakkabı almaya gittim gitmesine ama onun yerine saat aldım.
Bu saatten annemde vardı ve ben o takmasa da ben taksam diye bekleyip duruyordum. 
Artık beklemeyeceğim :D

Saate de çok para vermem ben. Çünkü çok fazla saat kullanmam. Eğer evladiyelik bir saat değilse de gidip 200 lira vermem yani. 20 liraya da gayet güzel şeyler bulabiliyorum :)


Bahar geldi. Sakarya Caddesi'ne gidip çiçekçilere uğramamak olur mu?

Ben yılda bir iki kez kendime çiçek almayı seviyorum. Başkasından çiçek almayı sevmeyen benim gibi öküzler için birebir. :D Ama bak yüzsüzlük yapıp kendime zorla çiçek aldırtma potansiyeli var ben de :D Bkz: Mezuniyetim :D 

Ben aslında beyaz lale severim ama bu yıl kaçırdım. Onun yerine kendime üç adet beyaz gül aldım.

Çiçek dediğin beyaz olur. Şu beyaz gülde ki asalet hangi kırmızı gülde var? Bir de uzun saplı olursa o gül güzelliğinden geçilmez vallahi :D

Sonra kalktım geldim evime :D 

Bugünüm de böyle geçti :D Yeni gezi yazılarımda görüşmek üzere :D








Okur Yazar

Kitap delisi, blogger... Hem okur hem yazar. 1995 doğumlu, İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi.