Take A Chance-Kitap Yorumu

b

Kitabın Adı : Take A Chance

Yazarı: Abbi Glines
From #1 New York Times bestselling author Abbi Glines comes the story of Grant, the sexy playboy who first captured readers hearts in Fallen Too Far

When Harlow Manning's rocker father goes on tour, he sends her to Rosemary Beach, Florida, to live with her half-sister, Nan. The problem: Nan despises her. Harlow has to keep her head down if she wants to get through the next nine months, which seems easy enough. Until gorgeous Grant Carter walks out of Nan's room in nothing but his boxer briefs.

Grant made a huge mistake getting involved with a girl with venom in her veins. He'd known about Nan's reputation, but still he couldn't resist her. Nothing makes him regret the fling more than meeting Harlow, who sends his pulse racing. Yet Harlow wants nothing to do with a guy who could fall for her wicked half-sister even if there are no strings between Grant and Nan. Grant is desperate to redeem himself in Harlow's eyes, but did he ruin his chances before he even met her?

p

"Sen daha önce bu kitaba yorum yazmamış mıydın?"
"Ee bu kitabın yorumunu yazdın sen, niye tekrar yayınlıyorsun?"
gibi sorularınız varsa siz sormadan ben açıklayayım. Başka bir yorum yazarken bu kitabın yorumunu sildim. Nasıl diye sormayın ben de bilmiyorum :D

Bu nedenle yorumu baştan yazma kararı aldım.




Hızlı ve kısa bir şekilde konuyu anlatarak 2. :D Take A Chance yorumuma başlıyorum. Buradan sonrası için uyarıyorum Rosemary Beach serisinin tüm kitaplarını okumayanlara yönelik spoilerlar olabilir.

Biz Rosemary Beach serisini Rush ve Blaire sayesinde tanıdık. Blaire babasının yanına gidip onun yerine, babasının birlikte olduğu kadının oğlu Rush'ı bulunca başlıyordu onların hikayesi. 

Rush'ın üvey bir kız kardeşi vardı Nan. Bir de annesinin çocuklu bir adamla evlenmesi üzerine hayatına giren ve hep kardeşi olduğu gibi tanıdığı Grant vardı. Neden anlatıyorsun bunları diyeceksiniz. Bunları anlatıyorum çünkü kitabımız Grant'ın kitabı. Ben bu kitabın çıkmasını beklerken çok heyecanlıydım çünkü Grant'ı en az Rush ve Woods kadar seviyordum.

Grant, gerçek babasının kim olduğunu öğrenen ve Blaire'den sonra onun ve üvey kız kardeşinin hayatını mahvetmeye karar veren Nan'i kontrol etmeye gider ve orada Blaire ve Rush'ın düğününde tanışma şerefine eriştiği Harlow'la karşılaşır. Harlow, Grant için yasak meyve gibidir. O Nan'ın üvey kız kardeşidir ve Nan'la geçmişleri yüzünden onunla yaşayacağı her hangi bir ilişkinin ona nasıl zarar vereceğini çok iyi biliyordur. 

Yine de karşı koyamaz kendine. Çünkü Harlow güzeldir. Saf ve masumdur. Nan'ın olmadığı her şeydir.


“Harlow Manning was breathtaking. She didn’t look like a rock star’s kid. She looked like an innocent, sweet country girl, with long, dark hair and eyes that made you forget your fucking name.”

Kitabın baş kısımlarında karakterler sık sık bizi geçmişe götürdü. Sebebi ise kitabın başladığı kısımdan önce Harlow ve Grant arasında olanları bize göstermekti.

Kitap, Harlow'un babasının turneye çıkması üzerine Rosemary Beach'e Nan'in yanına taşınmasıyla başlıyor. O noktaya kadar olan olmuş aslında ama bize hemen vermiyor yazar bunu. Grant ve Harlow'un aralarının iyi olduğu tüm o zamanlardan sonra taşınıyor Harlow ve Grant'la kesinlikle karşılaşmak istemiyor. Çünkü tüm o güzel zamanlara rağmen Grant her şeyi mahvedip Rosemary Beach'i dönüyor.

İşte bu noktada Take A Chance'i serinin diğer kitaplardan ayıran şeyin ne olduğunu anlıyoruz. Too Far ve Perfection serilerinde Rush ve Woods oldukça korumacı tiplerdi. Blaire ve Della kaçmış onlar kovalamışlardı ama burada tam tersi bir durum söz konusu diyebiliriz.

Grant'ın kaybetme korkusu var. O Rush gibi Woods gibi  birine aşık olmak ve ardından onu kaybetmek istemiyor. Aşkı acı çekmek, kaybetmek olarak görüyor ve Harlow'a aşık olabileceğini anladığı ilk anda kaçıyor.

                 "If I let her, she would be the one to own my soul"

Grant korkuyor korkmasına ama korkusu herhangi birini kaybetmek değil. Harlow'u kaybetmek. Yani ne onla olabiliyor ne onsuz. En sonunda onla olmaya karar veriyor. Nan'in Harlow'a hayatı zindan edeceğini bile bile onunla olmaya karar veriyor ama Harlow'u öyle bir kırdı ki bu çok zor.

“If you think she could be the one then it’s time you take a chance."-Rush

Bir kitapta ilk kez kız karakter yerine erkek karaktere küfür ettim sanırım. Grant'ın o dengesiz, tutarsız tavırları beni sinir etti. Kız gibi naz yaptı resmen. Korkunun ecele faydası yok koçum! Öyle 'ben aşık olmayacağım' deyince olmuyor o işler. Önemli olan doğru kişiyi bulmak. O zaman niye acı çekesin ki?
Gel gelelim ki bunu Grant'a anlatmak çok zor oluyor. Bir türlü laf anlamıyor. Anlayana kadar bizi verem ediyor. Anlayınca da Harlow'u verem etmek için uğraşıyor.


“Three kinds of women in this world. The kind that suck you dry and leave you with nothing. The kind that only want a good time. And the kind that make life worth a damn. The last kind... that right woman’s the one who gives as much as she takes, and you can’t get enough. She’s the kind... if you lose her, you lose yourself.”


Kitabın sonu da sizi verem edecek türden bitiyor. Ve kitabın çıkmasına daha bayaaaa bir var. Yazara en içten sevgilerimi gönderiyorum kitabı öyle bitirdiği için :D Sırf bu yüzden size gidip kitabı hemen okuyun diyemiyorum. Çünkü biliyorum ki sinir olacaksınız. Meraktan çatlayacaksınız. O yüzden Temmuz ayını bekleyin ve iki kitabı birden indirin derim ben :)


Silinen yorumumda da bu resmi kullanmıştım. Rosemary Beach öyle bir yer ki oraya giden bekar çıkamıyor. Aslında, oraya giden çıkamıyor :D

Hele bir şehir kulüpleri var ki... Ölmeden önce yapılacaklar #1 Rosemary Beach'e git ve Şehir kulübünde garsonluk yap. Eğer bir Rush, bir Woods, bir Grant bulamazsan yazarı dava et! :D

Bu da silinen yorumum sonu olsun :D Hepinize Rush'lı, Woods'lu, Grant'lı günler dilerim :D



 A B C D 


              Elif Yılmaz
  

Okur Yazar

Kitap delisi, blogger... Hem okur hem yazar. 1995 doğumlu, İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi.