Okur-Yazar Hikaye Yazma Yarışması 3.sü 'Söz ve Deri'



BÖLÜM 1 ‘Blue Eyes. ’
Yatağımdan kalkıp aynaya baktım. Aslında son derecede güzel olan bedenimi sarmış olan şişman deri ve takma dudaklarımla oldukça berbat gözüküyordum. Bir kez daha ölmüş olan anneme –anne demek doğru muydu bilemiyorum- lanet okudum. Bunları gerçek aşkı bulana kadar çıkarmamı istemiş ve de üstüne İncil’e el bastırmıştı. Tabi o günlerde bunun nasıl olacağını bilmiyordum ama şimdi ise gayet iyi biliyordum. Tek cümleyle; okulda alay konusuydum. Aslında bu bana bir ders vermişti çünkü yalnızdım. Benimle kilom ve görünüşüm için kimse konuşmuyordu. Rezil olacaklarını zannediyorlardı. Banyoda elimi yüzümü yıkadıktan sonra gidip okul üniformalarını giydim ve çantamı aldım. Saçlarımı gelişi güzel şekilde bağladıktan sonra kulaklıklarımı takıp evden çıktım. Servislere binmiyorum. Daha az alay sözcükleri duyayım diye ama sağ olsunlar okulda paçamı bırakmıyorlardı. Kısa mesafeli yürüyüşüm bitince okulun kapısından girdim. Bütün gözler her zamanki gibi üzerimdeydi. Okulda en popüler kişiydim. En azından bununla kendimi övüyordum.


 ‘A-a. Bakin bizim şişko sürtüğümüz gelmiş.’ Linda yanıma gelip bana acınası bakışlar attığında onu umursamadım ve dolabıma yürüdüm. Yolumu kesince kaşlarımı çatıp ona baktım.
‘Ne var?’ Şaşkınmış gibi gözlerini pörtletti. Çirkin ördek yavrusu. Iyk.
 ‘Sen o kilodan kaşlarını çatabiliyor musun?’  Bende şaşkınmış gibi ona baktım.
 ‘Gözündeki rimelden önünü görebiliyor musun?’ Sinirle arkasını dönüp giderken etraftan birkaç kıkırtı yükseldi. Dolabıma dönüp açtım. Kitaplarıma uzandığımda üzerindeki not dikkatimi çekmişti. Dolabım kilitliydi. Kim açmıştı ki?
Çıkışta çaprazdaki kafeye gel.
Kimdi bu?  Yine mi alay edeceklerdi? Notu çantama tıktıktan sonra derslerime girmek üzere sınıfa yürüdüm.


Okuldaki herkes çıkmıştı. Yavaşça yaslandığım kahve köpüğü rengindeki okul kapısından ayrılıp çaprazdaki kafeye gittim. Rezil olabilirdim. Cidden. Hayatımda gözünden düşeceğim kimsem yoktu. Ah. Hayatımda babamın geberirken –ne? Geberirken bile seni sevmiyorum dedi bana-  bıraktığı tonlarca para vardı. Birde büyük annemin işlettiği şirketim, şirketlerim. Kafeden içeri girdiğimde içerisi sessizdi ve hoş bir şarkı çalıyordu. Kırmızı, siyah ve beyazın harika uyumu gözler önündeydi. Siyah deri koltuklar mekâna hoş bir hava katıyordu ve tezgâhın mat beyaz mermeri ortama ayak uydurmayı başarmıştı. Gözlerimle masaları tararken ortalarda bir masada oturan çocuk gözlerini bana dikmişti. Notu bırakan o muydu? Çocuk yabancı gelmemişti. Üzerindeki formaya bakılırsa aynı okuldaydık. Büyük ihtimalle popülerdi. Benim kadar olamasa da.  Düşüncelerimden sıyrılıp ona odaklandım. Rezil olup buradan gitmeliyim. Hemen.  Hızlı adımlarla masaya gidip gözleri ona diktim.
‘Hadi.’ Dedim sabırsızlıkla.
‘Ne?’ Çocuk şaşırmışa benziyordu.
‘Hadi beni rezil et ve gidiyim. Gerçekten yorgunum.’  Yorgun gözlerle ona baktım. Kaşlarını çattı.
‘Seni rezil etmek için değil konuşmak ve arkadaş olmak için buraya çağırdım.’ Alaycı bir şekilde güldüm.
‘Direk şu rezil etme çabalarına gir lütfen. Oyununu daha sonra oynayabilirsin.’ Bu sefer sinirle kaşlarını çattı.
‘Seni rezil etmek için çağırmadım. Otur.’ Gözlerimi devirip sandalyeye oturdum.
‘Ne için çağırdın?’ Sanki normalmiş gibi omuz silkti.
‘Arkadaş olmak için.’ Güldüm. Gerçekten yıllar sonra ilk kez içtenlikle güldüm. Gülmem durduğunda ona baktım.
‘Arkadaş olmak? ’ Kafasını salladı.
‘Evet,  arkadaş olmak.’ Tombul ellerimi –ıyk.- masaya dayayıp ona doğru eğildim. Yani bu deriyle çalıştım.
‘Ben arkadaş istemiyorum. Yalnızlık benim için en iyi seçim.’ Dediklerimi umursamadan önündeki bardaktan yudum aldı.
‘Bir şeyler içer misin?’
‘Hayır.’
‘Beni sevdin mi?’
‘Hayır.’
‘Kısa cevaplar vererek beni atlatacağını mı düşünüyorsun?’
‘Evet.’
‘Salaksın.’
‘Salak olan sensin.’
‘Neden?’
‘Çünkü seni burada benimle birlikte gördüklerinde en büyük alay konusu olacaksın.’ Umursamazca omuz silkti.
‘Seninle istediğim gibi görüşebilirim.’
‘Hayır.’
‘Neden sürekli olumsuz düşünüyorsun?’
‘Çünkü olumsuzluğa doğru kayan bir hayatım var.’ Gözlerini diktiği kahve bardağından bana çevirdi.
‘Zor mu?’ Kaşlarımı çattım.
‘Ne?’
‘Bu halde olmak.’
‘Bazen evet bazen hayır. Zaten kaybedecek bir şeyim yok. O yüzden istedikleri kadar dalga geçebilirler.’ Kaşlarını havaya kaldırdı.
‘Ailen?’ Gözlerimi önüme diktim. Aile demeye bin şahit istenecek bir ailem vardı. Ne güzel.
‘Öldü.’
‘Nasıl?’ Gözlerimi ona diktim.
‘Bunları benden öğrendikten sonra okula mı anlatacaksın?’
‘Tabiki de hayır. Sadece seninle konuşmak istiyorum.’ Dedi masumca. Sinirle iç geçirdim.
‘Babam kalp krizi geçirdi ve kollarımda benden nefret ettiğini söyleyerek geberdi. Annem ise babamın öldüğünden bir sonraki gün trafik kazası yaptı.’ Kaşlarımı havaya kaldırıp ona baktım.
‘Tatmin oldun mu?’
Dudaklarını büzük bana baktı. ‘Eh işte. ’ Dedi ve önündeki bardaktan yudum aldı. Geldiğimden beri ilk kez onu süzme ihtiyacı duymuştum. Mavi göz bebekleri dıştan içe doğru açık bir renge bürünüyordu. Siyah noktacıklarının yanları bulut mavisiydi ve siyahla ahenk oluşturuyordu. Etkileyiciydi. Saçları kahvenin en koyu tonuydu ama siyah gibide gözükmüyordu. Vücudu görebildiğim kadar zayıf ama kaslıydı. Okul tişörtünün kollarını kıvırmıştı. En son bir erkekle konuşmamın arasından bir ay geçmişti. O da kuzenimdi. Kız kuzenim olmadığı için ve iki kuzenden o daha cana yakın olduğu için içimi ona döküp ailemin hayatımı nasıl boka çevirdiklerini anlatmıştım.
‘Hey! Daldın gittin. İyi misin?’ Düşüncelerden kurtulmak için kafamı salladım.
‘Evet, iyiyim. Her neyse. Dediğim gibi çok yorgunum ve eve gitmek istiyorum. Gerçekten arkadaş olmak mı istiyorsun? ’ Dedim tek kaşımı kaldırarak. Hevesle gülümsedi.
‘Evet. Bundan mutluluk duyacağım.’ Alayla güldüm.
‘Yarın beni bir daha görmek istemeyeceğine adım gibi eminim. Daha adını bile bilmiyorum üstelik. Adın ne?’ Gözleri şaşkınlıkla büyürken bana hayretle baktı.
‘Beni tanımıyor musun?’ Kaşlarımı çatıp hatırlamaya çalıştım. Onu daha önce hiç görmemiştim.
‘Seni daha önce görmedim.’ Sırıttı.
‘Adım Hell.’ Dedi ve şu iç yakıcı gülümsemesini takındı. Adıyla bağlantı mı kurmak istiyordu? Tanrım, ergene benzemişti.
‘Bende Heaven. Adlarımız çok uyumlu değimli? Arkadaş olmak için iyi adım.’ Alayla gülüp ona baktım. Ellerimi hafifçe kaldırıp melek gibi kırptım. ‘Cennetten düştüm.’ Gülünce inciden daha beyaz olduğuna iddiaya girebileceğim dişleri çıktı.
‘Tanrım. Gerçekten beni tanımıyorsun. ’
‘Egonu zedelemiş olmalıyım. Arkadaşlık benim 4 yaşından sonra kullanmadığım bir kavram.’
‘Hiç arkadaşın olmadı mı?’
‘Kuzenim var. Tam bir odun. Erkek işte. Ne beklersin ki?’
‘Normal arkadaş?’
‘Olmadı. En son arkadaşım oyuncak ayım boobear’dı. O da intihar edip gitti. Tanrı beni yalnızlıkla sınıyor.’
‘Seni yalnızlıktan çıkarabilirim.’
‘Çıkmak istemiyorsam?’
‘Neden denemiyorsun?’
‘Çünkü aşağılanacağımı biliyorum. Kendimi düşünmüyorum. Daha 17 yaşındayım ve bir şirketin CEO’yum.’
‘Babanın bıraktığı şirket mi?’ gözlerimi devirdim.
‘Şirketler. ’
‘Zenginsin yani.’
Saçma saçma konuşmayı kes. Neden en lüks koleje geldiğimi sanıyorsun?’ Düşünceli bir şekilde bakışları üzerimde gezdi.
‘Neden kendine bakmıyorsun?’
‘Çünkü ben önyargılarıyla beni aşağılayan insanlar gibi olmak istemiyorum. Ve biliyor musun? Böyle daha iyi. Çünkü insanların içini görebiliyorum. Yalnızlık benim için en iyisi.’ Hafifçe sandalyeyi ittirip ayağı kalktım. Cebinden cüzdanını çıkarıp bardağın altına para sıkıştırdı ve o da ayaklandı.
‘Seni bırakıyım.’ Kafamı salladım.
‘Gerek yok. Yürümek istiyorum.’ Arkamı dönüp çıkışa yürüdüm. Arkamdan geliyor olma ihtimali yüksekti çünkü kokusu burnuma dolmuştu. Sigara, ferahlatıcı portakal ve erkeksi kokusu. Ah, İlahi gibiydi. Ve şey. Hangi erkek portakal kokar ki? Bilirsiniz, nane, losyon gibi ağır kokular varken hangi erkeğin portakal koktuğunu söyleyebilirsiniz? Hemen kendimi toparlayıp önümdeki ağır kapıyı ittirdim ve dışarı çıktım. Kapıyı saldığımda tuttu ve çıkıp geri örttü.
‘Birlikte yürüyebiliriz.’ Durdum ve ona döndüm.
‘Sigaran var mı?’ Kaşlarını kaldırdı. Bunu beklemediği belliydi.
‘Evet?’
‘Benimki bitti. Bana bir dal verirsen yarın sana geri verebilirim. Hani arkadaşlar her gün buluşurlar ya.’ Alayla güldüğümde elini arka cebine atıp uzman hareketlerle çıkarttı ve bana uzattı. İçinden bir dal çektim ve dudaklarımın arasına sıkıştırıp çakmağımı cebimden çıkardım. Elimle rüzgâra siper ettim ve hızlıca yaktım. Ona göz ucuyla baktığımda paketten kendi içinde almıştı. Çakmağı ona uzattım.
‘Sağ ol.’ Dedim ve arkamı döndüm. Sigarayı dudaklarımın arasında sıklaştırarak emdim ve o hazzın içimde dolmasına izin verdim. Dumanı ağzımdan halka oluşturarak üflerken hızlı adımlarla yanıma geldi.
‘Birlikte yürüyebiliriz.’ Dudağımdan sigarayı alıp iki parmağımın arasına sıkıştırdım ve külünü döktüm. Kafamı ona çevirdiğimde sigarasını dudaklarının arasında emiyordu.
‘Bana acyor musun?’  Kaşlarımı havaya kaldırıp ona bakmaya devam ettim.
‘Hayır. Sadece yalnızsın. Ve ben her ne kadar cehennemden düşmüş olsam da sana yardım etmek istiyorum.’  Alayla gülüp geri önüme döndüm ve sigaramdan nefes aldım.
İnsanlar genellikle yanıma gelmez. Ve bende insanlarla doğru düzgün konuşmam. Kendini şanslı sanmalısın.’ Dürüstçe söylediğim şeyler onda etki bırakmış gibiydi.
‘Konuşkan değil misin?’ Kafamı sağa sola salladım.
‘Sessizlik içinde büyüdüm. Sadece keman sesine katlanabilirim, belki.’
‘Keman mı çalıyorsun?’ Kafamı sallayıp sigaramdan nefes aldım.
‘Çalyordum.’
‘Bıraktın mı?’
‘Evet.’
‘Neden?’
‘Çünkü çalacağım kimsem yok. Arada kendi kendime bazen de büyük anneme çalıyorum. Onun dışında çaldığımı bilen de yok.’
‘Bana da çalmanı çok isterim.’
‘Uzun zamandır çalmıyorum.’
‘Hayatın çok tuhafa benziyor.’
‘Daha hayatima girmedin bile. ’ Sigaramı yere atıp üstüne bastım.
‘Girmek için can atyorum.’ Biranda durup ona döndüm.
‘Büyük ihtimalle çok popülersin. Zenginsin. Etrafinde çok fazla kişi var ve insanlar seninle arkadaş olabilmek için kuyruğa bile girebilir. Neden benimle buradasın?’ Sigarasını yere atıp ezdi.  Kafasını kaldırıp bana baktı. Mavinin o tonları şimdi daha koyuydu.
‘Çünkü onların yanında kendimi bu kadar rahat ve iyi hissetmiyorum.’ Gözlerimi kaçırdım ve önüme hızla döndüm, yürümeye devam ettim. Uzun süre sonra konuşmadan yürüdük ve evin önüne geldik. Kararsızlıkla ona baktım. Bir şeyler düşündüğü belliydi ve dalgındı. Arkadaşlık için bir adım da ben atmalıyım diye düşündüm. En azından büyük annemin dilinden düşebilirdim. Derin bir nefes aldım.
‘Sana keman çalabilirim.’ Dikkatini çekmiş olmalıyım ki kafasını kaldırıp bana baktı. Gözlerimiz birbirine kenetlendiğinde nefesimin kesildi.  Gözleri denizlerin ve göklerin kıskanacağı derecede güzeldi.


‘Gerçekten mi?’ Gözlerimi devirip hırkamı çıkartıp yandaki zeytin yeşili parmak koltuğa attım.
‘Şansını zorlama istersen.’ Gülüp peşimden girdi ve kapıyı örttü. O evi süzerken karşıdaki kendime ait olan stüdyoya gidip kemanımı aldım. Geri döndüğümde hala ayaktaydı.
‘Rahat davran. Oturabilirsin. İçecek bir şey ister misin?’Kahve köpüğü rengindeki koltuklara oturdu.
‘Evin dıştan normal gözükse de içi çok gösterişli.’ Omuz silkip kemanımı kutusundan çıkarttım.
‘Babamın ve annemin zevkleri.’,

Kemanın kahverengi pürüzsüz yüzeyine elleyince rahatladığımı hissettim.  Dudaklarım istemsizce kıvrıldı. Kediler gibi mayışıp uyuyabilirdim.
İçecek sormuştum. İster misin?’ Gözleri tartar gibiydi.
‘Bira varsa olur.’
Kemanı koltuğun üstüne narince koyup mutfağa gittim. Çift kapalı siyah buzdolabının sol kapısını açıp rafta olan biralardan iki tane alıp geri yanına gittim. Telefonuyla uğraşıyordu. Beni görünce telefonunu hızla kapatıp kucağına koydu. Biralardan birini ona uzattım. Elimden alıp üst tarafını açtı ve yudum aldı. Bende hızlı bir yudum aldım ve kemanımın yanına gittim.
İstek parça?’ Gülüp bana baktı.
‘Sen seç.’ Kafamı sallayıp düşündüm.
 ‘Bunu bilirsin.’ Diye mırıldandım ve müzik setine dönüp Cd’yi raftan alıp taktım. Kumandayı alıp ona uzattım.
‘Başla dediğimde oynat.’ Kafasını salladı. Hızla kemanın yanına gidip onu aldım. Arşeyi de alıp üstüne yerleştirdim. Parmaklarımı tellere sürtüp derin bir nefes aldım.
‘Başlat.’ Hell başlattığı anda arşeyi oynatmaya ve parmaklarımla usta hareketlerimi sergilemeye başladım. Gözlerim kapalı sadece kemanın verdiği huzurun tadını çıkarıyordum. Arşeyi daha hızlı hareket ettirerek hızımı attırdım ve şarkıya başladım.


The sun is filling up the room 
Gün ışığı odayı dolduruyor 
And I can hear you dreaming 
Ve ben senin rüya görüşünü duyabiliyorum 
Do you feel the way I do right now? 
Nasıl hissettiğimi hissedebiliyor musun? 
I wish we would just give up 
Keşke öylece vazgeçsek 
Cause the best part is falling 
Çünkü en iyi yanı düşmek 
Call it anything but love 
Aşk deme de ne dersen de buna 

And I will make sure to keep my distance 
Ve mesafemi koruduğuma emin olacağım 
Say "I love you" when you're not listening 
Sen dinlemezken söyleyeceğim seni sevdiğimi 
How long can we keep this up, up, up? 
Bunu daha ne kadar sürdürebiliriz? 

And please don't stand so close to me 
Ve lütfen çok yakın durma bana 
I'm having trouble breathing 
Nefesim kesiliyor o zaman 
I'm afraid of what you'll see right now 
Şimdi neler göreceğinden endişe ediyorum 
I give you everything I am 
Sahip olduğum her şeyi verebilirim sana 
All my broken heart beats 
Tüm kırık kalp atışlarımı
Until I know you understand 
Sen anlayana kadar 

And I will make sure to keep my distance 
Ve mesafemi koruduğuma emin olacağım 
Say "I love you" when you're not listening 
Sen dinlemezken söyleyeceğim seni sevdiğimi 
How long can we keep this up, up, up? 
Bunu daha ne kadar sürdürebiliriz? 

And I keep waiting 
Bekliyorum 
For you to take me 
Bana sahip olmanı 
You keep waiting 
Bekliyorsun 
To save what we have 
Sahip olduğumuz şeyi korumayı 

And I will make sure to keep my distance 
Ve mesafemi koruduğuma emin olacağım 
Say "I love you" when you're not listening 
Sen dinlemezken söyleyeceğim seni sevdiğimi 
How long can we keep this up, up, up? 
Bunu daha ne kadar sürdürebiliriz? 

And I will make sure to keep my distance 
Ve mesafemi koruduğuma emin olacağım 
Say "I love you" when you're not listening 
Sen dinlemezken söyleyeceğim seni sevdiğimi 
How long til we call this love, love, love? 
Biz buna "aşk" diyene kadar, daha ne kadar?  

Rahatlık vücudumu sarmalarken gözlerimi açmayı istemiyordum. Hell’in orada oturmuş bana bakmasını istemiyordum. Yanlış olan bir şeyler vardı. Gözlerime dolan yaşları cüretkârca ittim ve gözlerimi yavaşça açtım. Kalın dudaklarıma yayılan titrek gülümsemeyle ona baktım. Normal bir şey yapmışım gibi umursamazca birasından bir yudum aldı.
‘Sesin güzelmiş.’ Omuz silktim ve kemanımı geri yerine götürüp askısına astım. Geri geldiğimde elinde tuttuğu birasıyla oynuyordu. Gidip karşısındaki çift kişilik olan koltuğa oturdum ve biramı yudumladım. ‘Sen bir şeyler çalıyor musun?’
Kafasını sallayıp ‘Elektrogitar.’ Dedi.
 Gözlerimin hafifçe irileştiğini hissettim. Tanrım! Nasıl tanıyamadım?
 ‘Sen baloda çalacak olan grubun gitarcısısın.’ Kafasını salladı.
 ‘O gruptayım. ’
 ‘Herkes sizi konuşuyor.’ Diye mırıldandım elimdeki şişeyi çevirirken.
‘Evet. İyi grubuz. Hakkımızla geldik buralara.’ Kafamı salladım.
‘Anlıyorum.’ Uzun bir sessizlikten sonra elindeki bira şişesini tahta masaya bıraktı.
 ‘Gideyim ben artık.’ Kafamı sallayıp bende şişeyi bıraktım ve ayağı kalktım. Ev her zaman o kadar boştu ki o geldiğinde dolduğunu hissetmiştim.  Şimdi gidiyordu. Kendimi bir anlığına çok yalnız hissettim ama hemen toparlandım. Güçlü olmak altın temel kuralımdı. Kapının önüne geldiğimizde elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemedim.              Sarılsam fazla sırnaşık olurdu, elini sıskamda fazla resmi. Ben ne yapmam hakkında düşünürken o gülümseyip kollarını bana doladı. Donakaldım. Uzun süreden beri tensel bir iletişim yaşamamıştım. Benden ayrılmadan yanağımda hafif bir sürtünüş hissettim. Beni öpmüş müydü? Kollarını benden ayırıp gözlerimizi birleştirdi ve göz kırpıp ‘Yarın görüşürüz!’ Dedi. Şaşkınlık bedenimi ele geçirmişken uzuvlarım hareket edemiyordu. Siyah demir kapıdan çıktı ve arkasından kapattı. Üstümdeki şaşkınlığı atlatırken yüzümü buruşturdum. Kız kardeşi miydim ben onun? Ne bu sırnaşmalar falan? Üstelik ben sarılmayı, öpüşmeyi, el ele tutuşmayı ve kol kola girmeyi sevmezdim. Kapının arkasındaki altın sarısı kilidi iki kere çevirip kilitlediğime emin olduktan sonra salona döndüm. Orta sehpanın üzerindeki bira şişelerini alıp mutfağa götürdüm ve çöpün cam kısmına attım. Şimdi büyük annemi arayıp rapor almam lazımdı. Hırkamı bıraktığım parmak koltuğa doğru gittim ve hırkamın cebinden telefonumu alıp büyük annemi aradım. Kısa soluklu bir telefon konuşmasından sonra ona bir arkadaş edindiğimi söyledim. Bana o arkadaşı kaybetmemem ile ilgili bir sürü şey derken gözlerimi devirdim. Sonunda telefonu kapatınca kapı çaldı. Açtığımda Ellie elindeki bir sürü poşetle içeri girdi ve mutfağa yöneldi. Ellie dadımdı. Ama o her zaman dadıdan daha farklı olmuştu benim için. O ailemden bir parça gibiydi. Bu evde benden daha uzun süredir yaşıyordu.  Mutfakta o poşetleri yerleştirirken ben de turuncu bar sandalyelerine oturdum ve onu izlemeye başladım.
‘Bugün bir arkadaşını eve getirdiğini öğrendim.’ Sıkıntıyla üfledim.
‘Bu sefer kimden öğrendin?’ hafifçe kıkırdadı ama işini bırakmadı.
‘Jack. Kapıda görmüş sizi. Hala büyük anneni öğrenemedin mi?’ çaresizce tombul dudaklarımı büktüm. Ellerimle çenemi destekledim.
‘Evet. Benimle arkadaş olmak istediğini söyledi ve eve kadar bıraktı. Bende ona bira içmeyi teklif ettim. Bira içtik ve ben ona keman çald-’ elindeki papyon şeklindeki makarnayı hızla tezgaha koyup bana döndü.
‘Keman mı çaldın?’ omuz silktim.
‘Bilirsin. Uzun zamandır yalnızım ve iyi biri gibi. Tabi hemen güvenecek değilim ama iyi. Hem de şu baloda çalacak gruptaymış. Hala anlamadım neden benle arkadaş olmak istiyor.’ İnce kaşları bir anlığına çatılsa da genişçe gülümsedi ve papyon makarnayı eline alıp yeniden işine koyuldu.
‘Fazla deşeleme. Elindeki tek şans bu Heaven. Ona âşık olmayı bile dene. Bu bedenden kurtarabilir seni.’ Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
‘Çalışacağım.’
‘Şimdi yemek zamanı!’ Diye neşeyle şakıdı.

~~

Hırkamın kollarını biraz daha çekiştirdim. Dün gece attığım façaları kimsenin görmesini istemiyordum. Genellikle yukarılara doğru attığımdan belli olmazdı ama dün gece biraz aşağılara kaymıştım. Hızlıca okulun içinde sınıfıma yürürken birden önüme biri atladığında dehşetle ona çarpmadan son anda durdum. Bir iki adım geri çekildiğimde dibimde sırıtan Hell’i görmem bir oldu.
‘Selam yeni arkadaş!’ gülümseyince inci gibi olan dişleri meydana çıktı. Gözlerimi devirdim. Ve cebimdeki sigara paketini çıkarıp ona uzattım.
Kaşları havada pakete bakarken ‘Hiçbir şeyi karşılıksız bırakmam Hell.’ Dedim. Dediğim şeyden rahatsız olmuşçasına yerinde kıpırdandı ve elimdeki paketi alıp gri hırkasının cebine soktu.
‘Katine gidip bir şeyler yiyelim mi?’ kolunu omzuma attı ve okuldaki şaşkın bakışların arasında beni ilerletti. Katin benim gidilmeyecek yerler listemin başında geliyordu. Altın harflerle yazılmıştı hatta. Parlıyor şu anda görüyor musun? Yanında da kocaman bir ünlem işareti yanıp sönüyor. Hell beni kantinin unutulmaya yüz tutmuş yolunda ilerletirken kalbim sıkışıyordu. Kapısız bir kantinimiz olduğu için öyle pek havalı bir giriş yaptığımız söylenemezdi. Duvarların yeni boyanmış olduğu tiner ve yağlı boya kokusundan anlaşıyordu ama koku pahalı parfüm kokularına karıştığı için pek rahatsız ettiği söylenemezdi. Hasır sandalyelerin üzerine kırmızı minderler koyularak hoş bir ortam yaratılmıştı. Büyük ihtişamlı televizyonda yabancı bir şarkı çalıyordu. İki masa büyüklüğünde olan tek masaya doğru yürürken masada üç kişilik yer boştu. Masanın önüne geldiğimizde herkes hala kendi kendine konuşuyordu ve kimsenin bizi taktığı söylenemezdi. Hell boğazını temizlediğinde herkes bize döndü. Ben yüzlerinde şaşkınlığa dair bir şeyler ararken sanki ben onların kırk yıllık dostlarıymışım gibi sıcak bir gülümsemeyle baktılar. 
‘Selam dostum!’
‘Hey!’
‘Selam çifte kumrular!’
‘Merhaba Âdem ve Havva.’ ? Ne? Daha banal bir şey bulamadı mı acaba?
Hell herkese kafasıyla selamlayıp boş sandalyeye çöktü ve beni yanındaki sandalyeye çekti.
‘ Arkadaşlarım ve senin yeni arkadaşlarına merhaba de Heaven!’ Gözlerim büyürken sinirle nefes aldım. Ne zannediyordu ki? Hemen onunla ve arkadaşlarıyla arkadaş olacağımı mı?
‘Başkalarının istemesiyle bir şeyler yapmam.’
 Bozulmuş olsa da gülümsedi. Masadakiler zaten kendi konuşmalarına geri dönmüşlerdi.
‘Şu soğukkanlı ve itici tarafını bir rafa kaldırmayı düşünüyor musun?’ Tırnaklarımı hasır sandalyeye geçirdim.
‘Benimle ilgili karar vermekten vazgeç. Bundan nefret ederim.’ Omuz silkti.
‘Bir şeyler yer veya da içer misin?’ kafamı olumsuz anlamda salladım.
‘Hayır. Sabahları bir şey yemem veya da içmem, arkadaşım.’ Sandalyeyi üstündeyken geri kaydırdı ve ayağı kalktı.
‘Ben bir şeyler yesem iyi olur. Daha derse var.’ Kafamı salladım ve kantine giderken arkasından onu izledim. Poposu oval bir şekildeydi ve üzerindeki okul pantolonu tam olarak sarıyordu. Bacakları ne kalın ne inceydi, ayrıca çarpık çurpuk değildi ve düzgün bir fiziği vardı. Bir an kendi gerçek vücudumu düşündüm. Acaba benim vücudum da böyle miydi? İşte bunu âşık olmadan anlayamayacaktım. O sırada ilerlerken telefonum titredi. Hırkamın cebinden telefonumu çıkardım. Mesaj büyük annemdendi.
Bugünlük okula gitme. Şirkete gelip birkaç dosya imzalaman gerekiyor. Ve konuşmamız.
Yanıtla yazan yere dokundum ve harflerin üzerinde elimi kaydırdım.
Yeni arkadaşlarımla (!) takılıyorum büyük anne! Yarım saate falan oradayım.
Gönder tuşuna bastığımda Hell’in buraya geldiğini gördüm. Elindeki beyaz üzerinde kahverengi bir ağacın olduğu köpük bardağı hemen masanın üzerine bıraktı ve tostu, krem peyniri masanın üzerine yerleştirdi. Sandalyeden kalkıp yanında durdum.
‘Gitmeliyim, Hell.’ Hell, anlayışla gülümsedi.
‘Ortamı mı beğenmedin? Rahatsız olduy-’
‘Hayır. Sadece birkaç işim var.’ Kaşları havaya kalkıp mavi gözlerini bana dikti.
‘Seninle gelmemi ister misin?’  Kafamı sağa sola salladım.
‘Hayır, gerek yok. Ben hallederim. Sonra görüşürüz. Arkadaşım?’ kafasını yan yatırıp gülümsedi.
‘Sonra görüşürüz, arkadaşım.’ Hafifçe güldüm ve arkamı dönecekken bileğimi tuttu. Hayır. Bir şey hissetmedim çünkü benim bedenim değildi. Dokunuşlarını fazla hissetmiyordum. Sert olmadığı sürece.
‘Dikkat et. Tamam mı? Bir de telefonunu ver.’ Kaşlarımı çatsam da telefonumu ona uzattım. Tuş kilidi kaydırdı ama şifreyi görünce gözlerini devirip bana uzattı.
‘Şifre.’ Dört haneli numarayı girdiğimde geri kendine döndürdü ve bir şeyler yazıp kulağına götürdü. Masanın üzerine koyduğu telefonu titreyince kulağından geri çekti ve kapatıp bana uzattı.
‘Ne olur ne olmaz. Arkadaşların birbirinde her zaman numarası ve adresi olmalı.’ Telefonu elimde sıkıca tuttum ve zorlukla gülümsedim.
‘Görüşürüz.’





Okur Yazar

Kitap delisi, blogger... Hem okur hem yazar. 1995 doğumlu, İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi.