4.Gezgin Kitap Kardeşliği Blog Turu 'Uzun Dünya'-Kitap Yorumu+Terry Pratchett&Stephen Baxter Goodreads Röportajı





Kitabın Adı : Uzun Dünya
Orijinal Adı: The Long Earth

Yazarı: Terry Pratchett&Stephen Baxter
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı:415


Goodreads | Kitap Sihirbazı
Goodreads okurlarına göre 2012nin En İyi Bilimkurgu ROMANI!

Bilimkurgunun iki ustası Terry Pratchett ve Stephen Baxter yeni bir roman için bir araya gelip bize şu soruyu sordu: 
Dünyadaki kaynaklar kısıtlı olmasaydı, insanlık nasıl gelişirdi?
Paralel dünyalar arasında yolculuk yapılmasını sağlayan adımlayıcının icadıyla, asırlardır yalnız olduğu düşünülen Dünya ve insanlık için 
yeni bir dönem başlamıştır. Ne kadar çok kullanılırsa o kadar çok yeni dünyanın keşfedilmesini sağlayan bu aygıt, insanlığa 
sonsuz ihtimaller sunar. Doğuştan Adımlayıcı olanlarınsa buna ihtiyacı yoktur.
Evrimin farklı bir yol izlemesi, dinozorların hayatta olması, homo sapienslerin var olmaması gibi küçük ayrıntılar göz ardı edildiğinde, yan yana sıralanan her Dünya birbiriyle aynıdır.
New York Times çoksatarı Uzun Dünya, gerçek anlamıyla başka dünyaları mümkün kılıyor.Sizi bekleyen dünyalar var; yeter ki küçük bir adım atın     


 Terry Pratchett: İngiliz, fantastik-komedi yazarı.                Şu anda İngiltere'nin en çok okunan 2.yazarı.                Aralık 2007'de kendisinde erken alzheimer başlangıcı  olduğunu açıkladı. Alzheimer araştırma merkezine bağışta  bulundu ve yaşadığı bu süreci BBC ile birlikte filme aldı.            




           Stephen Baxter: İngiliz, bilim-kurgu yazarı.                                    Matematik ve mühedislik mezunudur. Ayrıca                                mühendislikte yapıyordur. 13 Kasım 1957'de                                Liverpool'da doğmuştur.


                                            Gezgin Kitap Kardeşliği 4. turuna kadar geldi :D


Öyle güzel bir kitap okuduk ki bu turda seçimlerimizden dolayı kendimizle gurur duymadan yapamıyorum :D
İki yazar, iki harika temayı ancak böyle mükemmel bir şekilde ve kurgu da birleştirebilirdi.
Terry Pratchett ve Stephen Baxter'a sonsuz teşekkürler.

Ayrıca İthaki Yayınları'na da katkılarından dolayı teşekkür ederiz :)


Efenim kitabımız Uzun Dünya. Gelecekte geçen bir kitap. Ben hep gelecekte geçen distopyalar okudum ancak ilk defa bir bilim kurgu okuyorum. Yani gelecekte geçen bir distopya değil, gerçekten bilim kurgu ilk defa okuyorum.

Ben daha çok romantik bir kızım. Çok öküz bir yapım olabilir kabul ediyorum. Genelde olayın uzatılmasından değil direk lafa girilmesinden yana olan sorunlu insan benim. Babama çekmişim. O da anamı öyle almış :D
Ama aynı zaman da çok da hassasım. Bu da benim romantik yanım. Kitap okurken, film izlerken ağlayan tip benim.
Daha da açardım kendimi şimdi ama gizemli olmayı seviyorum. Biraz fazla havalıyım da ondan yani :D:D

İşte bu nedenle okuma tarzımda oldukça romantik. Tarihi romantik olsun, sırf böyle vıcık vıcık romantik olsun okumayı severim :D

Bilim kurgu ise bu sevgi patlamasının arasında kaybolup gitmiş bir türdü benim için. Ancak bu kitapla o türle sonunda tanıştım ve çok sevdim.

Kitapta Fantastik komedi yazarı Terry Pratchett ve bilim kurgu yazarı Stephen Baxter'ın harika ortaklığı beni en çok etkileyen nokta oldu. Bilimsel ögelerin yanında fantastik ögelerde vardı.

Burada konuya giriyorum hemen. 
Günlerden bir gün adamın birinin canı sıkılıyor ve hiç işi gücü yokmuş gibi çocukların kolayca bulabileceği malzemeleri bir patatese bağlayıp bir icat yapıyor. Bu icadın adı 'adımlayıcı' oluyor ve bu adımlayıcı sayesinde paralel evrende bulunan bir çok dünyaya erişebiliyorsunuz. Bu paralel evrene de Uzun Dünya deniyor.

Bir de kendiliğinden adımlayanlar var tabi. Olayın fantastikliği bu kısımda başlıyor. Adımlayıcıya ihtiyaç duymadan adımlayanlar ve adımlamanın yan etkilerini yaşamayanlar. Jashua'da öyle biri işte. Adım günü tüm çocuklar ortadan kaybolduğunda onları Uzun Dünya'dan kurtarıp Esas Dünya'ya getiriyor ve o gün, o istemese bile, insanların gözünde kahraman oluyor. O gün Jashua'nın hayatı değişiyor.

İnsanlar Esas Dünya'yı terk edip her şeye yeniden başlamak adına tamamen izole bir dünyaya yerleşiyorlar. Elektrik yok, internet yok, telefon yok. Sadece kitaplar var! Çünkü metal, demir ya da çelik hiç bir şey Uzun Dünya'dan içeri kabul edilmiyor.

Eh, hal böyle olunca Uzun Dünya'yı ve sınırlarını keşfetme ihtiyacı doğuyor ortaya. Jashua, Lobsang'le tanışıyor ve Uzun Dünya'nın derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkıyor. Lobsang ise ayrı bir olay. 

Onunla ilgili çok fazla ayrıntı var anlatmak istediğim ama okuyup görmenizi istiyorum :D

İşte böyle kitap.

Ben kitapta ki üslubu, kurguyu ve tasvirleri çok sevdim. Uzun Dünya'da bulunan her bir devri, dünyayı tek tek hayal edebildim. Karakterlerin düşünceleri öyle ince işlenmişti ki hepsini sanki ben düşünüyormuşum gibi hissettim. Lobsang'i canlandırdım gözümde. Onun karakterinin içerdiği fantastik ve bilimsel ögeleri. 

Ve Uzun Dünya keşfinin sonucu ortaya çıkan her bir olayı sanki tek tek yaşadım. 
İki ustanın elinden çıkan mükemmel bir kitaptı. Kesinlikle okumanızı öneriyorum :)

 A B C D E 

Sırada, yazarlarımızın Goodread röportajı var. Çeviri için şimdiden özür dilerim. Çok zordu gerçekten. İngilizlere karşı açık bir nefret besliyorum şu an :D Yarına geçer ancak İngilizceyi bu kadar özenli konuşmaları çok sinir bozucu :D Neyse umarım anlarsınız. Yardımlarından dolayı Ecrin'e namı diğer Vera'ya (Vera'nın Rüya Kitaplığı) teşekkür ederim :)

Bakalım yazarlarımıza neler sorulmuş, onlar neler söylemiş? :)



Goodread: Uzun Dünya’nın kalbinde ki bilim kurgu öncülüğü tüm dünya nüfusunu çarpıyor. Birininiz kısaca bu kuantum topraklar kavramını açıklayabilir mi?

Stephen Baxter: Sana bırakıyorum, Terry!

Terry Pratchett: (güler) Sen kuantumu bilen adamsın. Ben perileri bilen adamım.

SB: Kuantum topraklar fikri Terry’nin ilk taslaklarda başlattığı bir şey. Bu Uzun Dünya’nın başlangıcı. Bu biraz vahşi batının hayali gibi, sınırsız olanın hayali, çünkü diğer dünyalar bizimki gibi ama insanların olmadığı hali ve görebildiğimiz üzere sonsuza kadar devam ediyorlar, birinin ardından diğeri. Bu sınırda bir genişleme ve bununun insanları nasıl şekillendirdiği.

GR: Nüfusu arttırmak için verdiğimiz mücadelede, sınırsız dünyaların olasılığı güzel.

TP: Mağaralardan çıktığımızdan beri bu mücadele hep kıtlıkla alakalı, diğerleriyle savaşıyoruz çünkü yapacak çok fazla şey yok. Bir quantum toprak bulamadıkça, bunu tekrar yapabiliriz. Bu karakterler sınırsız bir dünyadalar ve herkese yetecek kadar var. Herkes kendi dünyasına sahip olabilir ve bir tane de karısı için ve iki tane de çocuklar için.

SP: Bu size seçenekler veriyor. Bir şehirde mi yaşamak istiyorsun? Öyleyse neden? Şehirlerin size verdiği çok şey var ancak onları desteklemeleri için insan yoğunluğuna ihtiyaçları var. Kaynaklarda ki kısıklığın ortadan kalkması bütün imkanları önünüze seriyor. Tarihten örnek verecek olursak, kabul edelim, biz insanlar göçebeler olarak yaşadık, geniş arazilere yayıldık. Bir şekilde bu geçmişe dönüş

GR: Terry, kitaba ne zaman başladın ve Stephen’le ortaklığın nasıl ortaya çıktı?

TP: The Color of Magic yayıncılara gönderildi, şimdi ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Uzatılmış, kuantum topraklarla alakalı bir kısa hikâyeyi yazmaya başladım. Ve bunu bir romana dönüştürebileceğimle ilgili belirsiz bir düşüncem vardı. Bir keresinde Bristol, İngiltere’de bir pubın yanından geçiyordum ve pubın kapısından içeri girmeye zorlanan bir at gördüm ve “ne oluyor?” diye düşündüm. Başka bir dünyaya geçmenin yolunu bulan bir adamla konuşmaya başladım ve yanında Nuh’un Gemisi’nin bir kopyasını götürüyordu. İçine domuzlar vs koyuyordu. Nasıl olduğu ise fikirleri buluyorsun ve etraflarında dolaşıyorsun. Onları nereye istersen oraya götürüyorsun.
Ama The Color of Magic kısa bir sürede oldukça başarılı oldu. Bu  kuantum topraklarla ilgili hikaye bana daha çok bir bilim kurgu kitabı gibi geldi. Fantastik bir kitap gibi değil. Fantastik güzel gittiği için bir tane daha fantastik kitap yazdım. Aslında, Uzun Dünya ofisimde uzun süre bekledi.

Steve ve ben birbirimizi uzun zamandır tanıyoruz. Çünkü ne zaman bir bilim kurgu kongresine gitsen birbirinizle tanışmak zorundasınız. Onun İngiltere’de sahip olduğumuz en iyi bilim kurgu öncüsü olduğunu düşünüyordum. Bir partide birlikte oturuyorduk ve ben ona bunu yapmak isteyip istemediğini sordum. Olay sadece buydu.

SB: Sanırım artık birbirimizi 20 senedir tanıyoruz. En başta sadece Uzun Dünya ortaklığı fikirlerinin etrafında çalışıyorduk. Buna biraz kaptırdık.

GR: Bir romanı birlikte yazmanın yararları ve zararları nelerdir?

SB: Bu tarzların ilginç bir çatışmasıydı. Gerçekten ilginç bazı anlar vardı. Çok çeşitli yumruklar ve öfke nöbetleri.

TP: Sanırım bu her birine bir yumruktu.

(Çevirmenin İngilizce’ sinin yerlerde süründüğü o anlar)

SB: Terry karakterle başlayacaktı ve ben de onların bir şekilde kendi hikayelerini yaşamalarına izin verecektim. Ardından bilim kurgu geliyordu. Ben daha çok zaman çizelgeleri ve haritalar üzerinde çalıştım. Ve yarattığımız dünyaların haritalarını çıkarmaya çalıştım.

TP:  Millet, aslında bunları birer tabloya çevirdi.

SB: Ve haritalarla da kutu dosya. Terry dehşete düştü.

TP: En başta etkilenmiştim ama sonra dehşete düştüm. Biz çalışırken iki kere düşündüm, özellikle de son taslağı incelerken, Bir diğerimiz “bunda biraz iyi iş yaptın” diyebilirdi ve diğeri de “bekle, bunu sen yazdın” diyebilirdi. Aslında diğerinin ardından temizliyor ve bir şeyleri doğru yerden yapıştırıyorduk ama hala aynı modda devam ediyorduk.

GR: Yarın bir adımlayıcı icat edilseydi kullanır mıydınız?

SB: Bunu söylemek zor, ben kullanırdım ama nereye adımladığımda çok dikkatli olurdum. Yan tarafta vahşi bir dünya olabilir. Bu her zaman sivri dişli kediler olmak zorunda değil; bu bataklıkta ki sinekler. Bir ormanın ya da buz devrinin ortasına düşebilirsiniz. Sanırım dünyamızın ne kadar değiştiğiyle ilgili farkındalığımızı kaybettik. Özellikle de İngiltere’de. Diğeri üzerinden gelişmiş 6,000 yıllık bir dönemden bahsediyoruz. Hristiyanlardan 2,000 yıl önce ormanlar temizmiş ve diğer şeyler. Sanırım ben bir göz atar ve hemen kaybolurdum.

TP: Adımladın ama hala bir parmağın düğmenin üzerinde.

SB: Evet, seni geri göndermek için

GR: Peki eğer bu teknolojiyi siz icat etmiş olsaydınız, Willis Lindsey’in yaptığı gibi özgürce paylaşır mıydınız?

TP: Hemen değil.

SB: Bu güzel bir soru, değil mi? Bence insanların her şeye özgürce ulaşma hakları olduklarını düşündükleri bir devirde yaşıyoruz. Bu sorumsuzca, ilk bölümlerde gösterdiğimiz gibi, çocuklar öylece büyük binaların dışına çıkıyor ve 50 metre düşüyorlar. Bu tür problemleri önlemek istiyorsunuz ve uzun süreli yan etkileri ve ekonomik çarpmaları. Ama başka bir yandan da alternatif bunu bir ortaklığın kontrol etmesi ve bu Willis Lindsey’in önlemek istediği bir şey. Sonunda sızıntı olacak.

GR: Goodreads üyesi Kenia Lockhart, Terry Pratchett’e soruyor. “Stephen Baxter ve Neil Gaiman’la kitaplar yazdın. Sence bir dövüşte hangisi kazanır?”

TP: Hangi silahlar serbest?

Goodreads: Kılıca ne dersin?

TP: Steve olabilir. O yeteri kadar tıknaz ve hafif yapılı ve büyük ihtimalle Neil’dan da güçlü.

SB:Ve eğer Neil burada olsaydı, bunu onun yüzüne söylerdim!

GR: Goodreads üyesi Hallie Widner çağdaş bilim kurgunun üslüp ve tema olarak nereye gittiğini soruyor.

SB: Bu bilim kurgu için güçlü bir dönem; bütün o üslup geri geliyormuş gibi duruyor. Steampunk gibi. Bazen insanlar gelecekte yaşadığımızı söylüyor ve zaman bilim kurgu zamanı diyor ama bence bu böyle asla öyle olmayacak çünkü bilim kurgu gelecekle alakalı değil. Bu değişim ve günümüz endişeleriyle alakalı.

TP: Benim şikâyetim geleceğin yeterince hızlı gelmemesinden yana. Sabah çalışmalarıma başlamak ve “çalışma sürecini başlat ve beni Dave’e bağla” demek istiyorum ve güzel bir kadın sesi, kadın sesi olması gerek, bana “çalışma süreci: başladı. Hangi Dave? Sanırım bu Dave Busby çünkü geçen hafta onunla üç kez görüştün” demeli. Bunun için bütün teknolojiye sahip olduğumuzu düşünüyorum ama kimse bunu ortaya çıkarmıyor.

SB: Bir diğer düşünce ise bilimin teknolojiye karşı olduğu. Şu anda yaşadığımız evren çocukken yaşadığımız dünyadan farklı… güneş sistemine kattıkları binlerce gezegen var.

TP: Bence Dünya için bir sürü ihtimal var, üzerinde başka yaşayan türlerin olduğunu düşündüğümüz evrende ki gezegeneler gibi.

SB: Güneş sistemine bağlı gezegenler umut vadediyor aslında ve gökyüzü onlardan milyonlarcasıyla dolu. Bu eski bir rüyanın gerçekleşmesi gibi.

TP: Önümüzde ki tek engel ise oraya ulaşmadan önce kendimizi mahvedebiliriz. Kaynaklarımızı tüketiyoruz.

SB: Bir keresinde Arthur C. Clarke’a 2001 (CLark 2001: A Space Odyssey’i yazdı) gelip çatmış olduğu halde aya ve Jüpiter’e giden uzay gemilerine ayak basmamızdan dolayı hayal kırıklığına uğrayıp uğramadığını sordum. O da “Hayır, pek değil” dedi. Bunu savundu ama o asla gerçekten bu hedefe ulaşacağımızı hayal etmedi. Aslında o Jüpiter ve Satürn’e gönderilen uydulardan etkilendi. 2001 filminde, insanlı bir gemi Jüpiter’e gönderildi ama o robotunda en az onun kadar iyi olduğunu söyledi.


GR: Büyük çelişki ise, evren bu kadar genişken, orada başka hayatlarda olmalı ve biz hala bir kanıt bulamadık.

SB: Evet, Fermi Paradoks’u. Eğer onlar varsa, neden burada değiller? Neden ziyaret etmediler?

TP: Bunu ben cevaplayabilirim. Ben derim ki büyük bir uzay gemisine atlayalım ve gidip onlara bakalım.

SB: Bana kalırsa, eğer yapabilseydik, yapardık. Eğer toplumumuz 10,000 yıl daha yaşlı olsaydı. Ayrıca, biz uzaylılar için görünürüz. Büyük bir antene ihtiyacın olabilirdi ama yaydığımız radyasyon Alpha Centauri’den (Güneşten 4.37 ışık yılı uzaklıkta bir yıldız sistemi) bile gözükebilir. Bu ilginç bir paradoks. Sana nedenini söyleyeyim, Terry. Benim nedenim: Oradalar ama bizim düşündüğümüzden de yabancılar. Belki de biz düşündüğümüzden daha da eşsiziz. Çok teknolojik olsalar bile belki de bizden daha farklı bir şekilde teknolojikler.


TP: Bence sen önemli noktayı kaçırdın.

SB: (güler) Tamam, tamam. Belki benim kitaplarımdan Evolution olabilir. Bu kitap dinazorların döneminden günümüze ve geleceğe primatların gelişimiyle alakalı. Yani bu bir bilim kurgu ama daha geniş bir kapsamda. Bu okullarda eğitim için kullanılıyor, özellikle de Amerika’da İncil’de ki hikaye ye bir örnek olarak okutuluyor. Bu, bu türde ki bir roman için teknik bir meydan okuma. Bu bir romanın formatını tahmin edeceğim kadar çok zorluyor.


TP: Benim içim, bu bir discworld kitabı olmazdı. Bu Nation olurdu. Daha önce bir kitabın beni ele geçirdiğini ve yazmaya zorladığını düşünmüyorum. Nation’ın üzerinde çalışırken, kendimi sanki elimi çekicime ulaşmak için (Thor’a gönderme yapıyor) uzatıyormuşum ve çekiç elime geliyormuş gibi hissettim. Bu resmen beni peşinden sürükledi. İnanıyorum ki bu yazdığım en iyi kitap.

GR: Goodreads üyesi Micheal Economy soruyor, “Terry öldüğünde Discworld serisinin devam etmesini ister mi? Bunu yapabileceğini düşündüğü yazarlar var mı?”

TP: Biliyorum ki kızım bunu yapabilir, çünkü o  da aynı düşünce ve yazma tarzına sahip. Diğerleri, bilmiyorum. Kariyerim boyunca bir sonra ki Terry Pratchett olarak anılan bir sürü kişi oldu ve bazıları kesinlikle silindiler çünkü bu birinden beklenecek en kötü şey. Ama eğer kızım bunu almak isterse, bu kesinlikle bir aile yadigarı olarak düşünebilirim.

GR: Yazmakla geçen sıradan bir günü tanımla. Yazarken yaptığınız alışkanlıklarınız var mı?

SB: Benim oldukça gürültülü bir evim var ama bu rutinlerle dolu bir ev. Ben 9’dan 5’e, Pazartesi’den Cuma’ya kadar olan iş günlerine takılıp kaldım bu yüzden herkes ben çalışırken beni rahatsız etmemesi gerektiğini bilir. Akşamları ve hafta sonlarını serbest olmayı seviyorum. Pazartesi sabahları tekrar işe dönüyorum.

TP: Benim için de hemen hemen aynı. Asla başarılı olamayacağımı düşünerek yazdım. Düşündüm ki bilim kurgudan biraz para kazanabilirsem bu çok harika olur. Hiçbir zaman bu kadar çok para kazanacağımı düşünmemiştim. Bu çok eğlenceli ve tüm bunların ne zaman sona ereceğini merak etmeye devam ediyorum. Bunu yapmaya devam ediyorsun çünkü bu senin işin ama uzun süre çalıştıktan sonra bir anda fark ediyorsun ki ara sıra tatile gitmek ve karınla konuşmak gerçekten güzel. Bugünlerde hafta sonları kendime izin vermeye çalışıyorum.

GR: Hangi kitaplar, yazarlar ve fikirler sizi etkiledi?

SB: Bu benim için öncelikle Arthur C. Clarke’dı. Bilim kurguya okulda merak saldım. Okulumun eski bir koleksiyona sahip büyük bir kütüphanesi vardı. Ben sadece onları yiyip bitirdim. Clark beni kendine çekendi. Ben bir Katolik okuluna gittim ama bu beni çekmedi. Hazırlıksız olduğum şey ise Clark’ın beni etkilediği evrenin büyük hikâyesiydi.

TP: Beni en çok değiştiren yazar G.K. Chesterton’du. Şimdi sadece Father Brown hikâyeleriyle hatırlıyorum. Daha iyi bir çok kitap yazdı. Beni paradoksla tanıştırdı. İyi bir tartışmacıydı. Dili kullanış şekli mükemmeldi. İngiliz dilinde yazılmış en iyi kitaplardan bazılarını yazdı.

GR: Şu an ne okuyorsunuz?

SB: Roy Lewis'in yazmış olduğu Fire in Stone'un ortalarındayım. Konusu tarih öncesi tarih ve bir bilim kurgu romanı.

TP: Şu aralar Roy Lewis'in yazmış olduğu The Evolution Man'i tekrar okuyorum. Her zaman tekrar basılıyor küçük yayıncılar tarafından ve yine silinip gidiyor Okuyucuların çok sevdikleri bir roman. Şu ana kadar ki en komik bilimkurgu romanı. Zihninizde canlandırmanız için 2001: A Space Odyssey ve o maymunları düşünün. Ve bu maymunların Viktorya dönemindeki insanlar gibi konuştuklarını düşünün. "Henüz Holosen'e geldiğimizi düşünmüyorum.” Kitapta çok güzel konuşmalar var. İnsanların almasını ve okumasını çok isterim.


Kitap çekilişlerimiz devam ediyor. Facebook çekilişine buradan katılabilirsiniz.


a Rafflecopter giveaway


Uzun Dünya kitabına sahip olmak için hemen kitapsihirbazı.com'a tıklayın.

Elif Yılmaz

Okur Yazar

Kitap delisi, blogger... Hem okur hem yazar. 1995 doğumlu, İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi.