1.Gezgin Kitap Kardeşliği ile Blog Turu: Yazar Tanıtımı+Yazarla Söyleşi 'Anne Eliot'


Sevgili çok okuyan çok gezen kitap kurtları :D Gezgin Kitap Kardeşliği ile Blog Turları 2. gününde de devam ediyor. Bugün ben deniz Okur-Yazar sizlerle yazarlar ilgili bazı bilgileri ve kendisiyle yaptığımız sıcak, sımsıcak, sevimli, küçük sohbeti paylaşacağım :))


Öncelikle, yazarla ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle :)

Sevgili Anne (Öyle böyle kanka olmadık yani offf çok fena :D) çok sevimliydi. Daha ilk andan itibaren bir iltifatlar bir iltifatlar. İki günde şımardım resmen :D



Hayat, aşk ve dostluğa dair her şeyi, yazları beraber geçirdiği Ontrario'daki İtalyan göçmeni ailesinden öğrenen yazar Anne Eliot iki çocuk annesidir.

Onu kitaplarla ve asla kendi başına keşfedemeyeceği dünyalarla tanıştıran öğretmen ve kütüphanecilerin  olduğu bir okulda  okuduğu için kendini çok şanslı hisseden Anna, sık sık okulları ziyaret ederken, gençlere yazma konusunda yardımcı olmaktan büyük keyif alıyor.

Anne Eliot'un ilk kitabı Travma Sonrası Aşk Çarpması 2012 yılında Amazon'un En Çok Satan 100 Kindle Kitabı listesinde ve Okurların En İyi 12 Kitap Seçkisi'nde yer aldı. İkinci kitabı, Unmaking Hunter Kennedy de Genç Romans kategorisinde en iyi 10 Kindle kitap arasına girdi. Yazar ve kitaplarıyla ilgili daha fazla bilgi için Anne Eliot'un facebook sayfasını ziyaret edebilir ya da @yaromance hesabına tweet atabilirsiniz.

O.Y: Okuyucularınız olarak sizi tanımak istiyoruz. Aslında, bugün ki amacımız sizi tanımak. İlk sorum, benim en klasik sorum. Yazmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

A:E: Yazmaya ne zaman başladım? Her yazar gibi, yazmaya küçükken başladım. Herkese bir yazar olmak istediğimi söyledim ve tabi ki ailem bunu kabul etmedi ve beni desteklemedi.

O.Y: Sen ne yaptın? Hayallerinin peşinden gitmeye devam ettin mi?
A.E: Ayda en az 200 romance kitabı okuma rekorum vardı. Ve bir işim vardı. Kocamı tıp fakültesi boyunca desteklemek zorundaydım.  
O.Y: Ayda 200 kitap mı? Bu gerçekten çok fazla (hatta bence imkansız :D) Seni tebrik etmem gerek.

A.E: Şey, aslında abartıyorum ama gençken, çocuklardan önce, kitapları yemek gibi yerdim.

O.Y: Hepimiz kitapları yemek gibi yiyoruz. Kulübe hoş geldin.

A.E: Sonra iki bebeğim oldu ve sonunda kocam okulu bitirdi yani çocuklarla evde kalabilirdim çünkü kocam okuldayken üzücü bir şekilde çalışmak zorundaydım. Bir gün kocama, 'Çalışmaya geri dönmek istiyorum ama romance yazarı olma hayallerimin peşinden gideceğim' dedim. Bütün kalbimle tüm o yılları boşa harcamamış olmayı diliyordum. Eğer bir hayalin varsa, insanlar ne derse desin takip etmelisin. İyi haber ise beklemiş olsan bile hayallerin bir şekilde gerçekleşiyor. Eğer olması gerekiyorsa, hiç bir şey onu durdurmaz. Baksana, seninle konuşuyorum ve bu büyük bir hayalin bir parçası!

O.Y: Şey, benim ülkemde insanlar geç olmasındansa güç olması iyidir derler. Hadi biraz da kitabın 'Travma Sonrası Aşk Çarpması' hakkında konuşalım. Bu kitabı yazma maceran nasıldı?

A.E: Tamam. Travma Sonrası Aşk Çarpması. Bu biraz üzücü bir konu. Hala dinlemek istiyor musun?

O.Y: Evet, elbette!

A.E: Lise son sınıftayken, en yakın arkadaşım bir partide bir arkadaşımızın abisi tarafından tecavüze uğradı. Ben uzunum ve İtalyan olduğum içinde biraz gürültücüyüm (bunu çirkef diye çevirmek isterdim ya hadi neyse :D) O... benim yakın arkadaşımdı ama kesinlikle birbirimizin tam tersiydik. O sessizdi. Güzeldi. Ve bütün bunlar olduktan sonra... bana söyledi ve biz de bunun hakkında kimseye bir şey söylemedik. Asla. Hiç bir şey yapmadık. Ben zengin bir aileden değildim. Onun ailesi oldukça sosyal ve havalıydı. Ve babası oldukça tutucuydu. Bunun onun hatası olduğunu söylerdi. Ve 1980'lerin sonlarındaydık. Yani... dünya farklıydı. İnsanların interneti ya da cep telefonu yoktu ya da bilgiye erişimi ya da desteği ya da... herhangi bir şey. Bana söyledi ve ben, onu sevdiğim için, bunu yapan çocukla dövüşmek, savaşmak ya da herhangi bir şey yapmak istedim ama uzun olmama rağmen zayıftım ve kendime göre çok güçlü ve serttim ama gerçek öyle değildi. Bu yüzden kimseye söylemedik. Travma Sonrası Aşk Çarpması'nı yazdığımda bunun sebebi sonunda bir şeyler yapmak, bir şeyler söylemek istememdi.

O.Y: Bu gerçekten üzücü bir hikaye. Aslında, bu şok edici. Umarım arkadaşın şimdi mutludur.

A.E: Ama yine de yeteri kadar cesur değildim. Bu hikayeyi yazmayabilirdim ve bunu NEREDEYSE (kitabın orijinal adını gönderme yapıyor) yapmayabilirdim ya da daha kötüsü. Ve travmada aynı şey (burada da Türkçe adına :D) Şimdi arkadaşım iyi ama tabi ki, Jess gibi ya da benim gibi, bu onu sonsuza kadar değiştirdi. Şimdi o bir anne ve mutlu. Hala arkadaşız.

O.Y: Bence bunu yazmış olman çok güzel. Bunu yazdığın için gerçekten çok cesursun.
A.E:Ahh, teşekkürler. Arkadaşıma yardım edemedim ama bir çok kız ve kadın bana kitabımın onlara nasıl yardımcı olduğunu anlatan hikayelerini yazdılar. Bu benim için çok anlamlı. Bir çocuk (boy işte ya :D) okumuş ve bana kız kardeşinin aynı şekilde zarar gördüğünü ve neden o kadar kötü olduğunu hiç anlamadığını ama kitabı okuduktan sonra kardeşini anladığını ve şimdi onunla çok yakın olduklarını, onun acısını anladığını yazmış. Bu... sadece... vay canına.

O.Y: Bence bu kitaplara sahip olmamızın nedeni. Hayal etmek ve öğrenmek için. Ve senin kitabın bir çok insana ilham kaynağı olmuş. Bana göre bu beklediğin tüm yıllara değer. 

A.E: Teşekkürler. Çok tatlısın. (Evet, öyleyim :D) Ama tabi ki, biliyorsun... Jess'in hikayede yaşadığı onca şey, bu sadece onun hayat hikayesiydi. Tabi ki, bir romance okuyucusu olarak tüm hayatım boyunca sadece içinde insanların aşık oldukları bir kitap yazmak istedim. Bu her zaman ve sadece romantizm oldu... Onu anlaması için doğru adamı bekleyen bir kız. Onu olduğu gibi sevmesi için... Bütün o kötü olaylara rağmen. Gray onu olduğu gibi seviyor. Bu herkesin beklediği ve umduğudur.

O.Y: Aşk. Romantizm. Benim okuma tarzımı tanımlayan iki kelime. Ayrıca bu kelime neden senin kitabını çok sevdiğimin nedeni.

A.E: Ah, ben de... Kitaplarda bunu seviyorum. Okuyabilir ve sonra tekrar geri dönüp tekrar okuyabilirsin. Kapağa bakıp, hayal edersin ve tekrar okursun. Filmler de bu pek de işe yaramıyor ama bazen youtube da uzman bazı mükemmel insanlar bunu senin için yapıp, birleştiriyorlar. (Kitap trailerlarından bahsediyor :D) Onları hiç izledin mi? Haha şşt... gizli eğlence.

O.Y: Evet, bazılarını izledim. (Bazıları mı? Öhöm, youtube dan çıkmıyorum :D) Pekala, ikinci sorum. En sevdiğin bölüm hangisiydi? En çok hangi bölüm yazarken seni heyecanlandırdı?

A.E: İlk öpücük tabi ki. (EVET EVET EVET BENİM DE :D) Favori bölümüm sonunda bunu yaşadıkları yer. Bütün ihtimallerin iyi olduğu ve her şeyin en güzel olduğu yer. Karakterlerin bu aşka bir şans vermeye karar verdikleri ve birbirlerine güvendikleri bölüm. Ama tabi ki her şey mahvoldu ama bir şeyler mahvetmekte eğlenceli. Çünkü sonunda karakterlerin mutlu sona kavuşacaklarını biliyorsunuz.

O.Y: Şey, ben de bir yazarım (bunu da bir yerde de söylemesem olmaz) ya da olmaya çalıyorum diyebiliriz ve ilk öpücüğü yazarken hep çok heyecanlı hissediyorum.

A.E: Bu harika! Şey, buradan sanki Kansas'dan ya da Kaliforniya'dan biriymişsin gibi duruyorsun. İngilizcen harika. (Aaaa Anne... şımartıyorsun beni :D)

O.Y: Bu dile aşığım. Kendimi 14 yaşımdan beri geliştiriyorum. Tamam, kitapla ilgili bir soru daha. Kitap neredeyse olan şeylerle alakalı ve bu bana kaderi anımsatıyor. Kadere inanır mısın?

A.E: EVET! KADER! Kadere inanıyorum ve inanıyorum. Şey... bu kitap neredeyse yayınlanmayacaktı. Yazmayı bırakmaya karar vermiştim. Kitabı yatağımın altına koydum ve kocama vazgeçtiğimi söyledim. İki kitabım içinde 4 yıl çalıştım. Taslakları incelemesi için bir sürü ajans ve editöre gönderdim. Ve onlar 'bunlar çok iyi ama HAYIR' dediler. Bu yüzden vazgeçtim. Bıraktım. Ve kuzenimin düğünü vardı. Büyük bir İtalyan düğünü ve bütün aile gelmişti. Kuzenimde dahil. (bilirsin bizi İtalyanların bir sürü kuzeni vardır) 22/23 yaşında ki kuzenim geldi ama düğünde olmaması gerekiyordu. Ve benim ailem, onun ailesi herkes ona karşı tuhaf davranıyordu. Düğünden sonra hepsi bizim evimize geldi ( Çünkü en eğlenceli ev sahibi benim- seni davet ediyorum- ve bir turist şehrinde yaşıyoruz. Etrafta büyük dağlar ve görecek bir sürü şey var) ve ben büyük dağın tepesine çıkmak için turist trenine binmeyi önerdiğimde, babası çıldırdı ve bağırmaya başladı. 'O gidemez. Kırık kaburgaları var. O gidemez.' Sonunda kuzenime neler olduğunu sordum. Neden kırık kemikleri olduğunu. O da bana anlattı. Erkek kardeşiyle birlikte sırt çantalarıyla geziyorlarmış ve o iki adam tarafından saldırıya uğramış.  Onu tekmelemişler ve bütün kaburgalarına vurmuşlar çünkü onun hareketsiz kalmasını istiyorlarmış böylece ona tecavüz edebileceklermiş. Tamamen şok olmuştum ve çok üzgündüm. Ve ona 'bu düğünde ki herkes senin ne kadar şanslı olduğunu söylüyor ama sen şanslı hissetmiyorsun, değil mi?' diye sordum o da ağlamaya başladı ve 'nereden bildin?' diye sordu. Ben de ona yatağımın altına sakladığım ve asla yayınlanmayacak kitabımdan bahsettim. O da bana yayınlamam gerektiğini söyledi. Ve bu kader, değil mi?

O.Y: Kesinlikle

A.E: Çünkü, hiç bir şey bilmiyordum ve her şeyi yanlış yaptım... bu kitabın her sayfasında bir hata yaptım, ve kader ve evren ve büyük güçler.... bütün bunlar onlar sayesinde. Ve kesinlikle sihir. Yemin ederim.

O.Y: Kader sihirli bir şey sanırım.

A.E: Benimle hiç bir alakası yoktu. Sadece kaderdi. Bütün o şeylerin hepsinin olması gerekiyordu ve sadece oldular. Buna inanmalısın.

O.Y: İnanıyorum.

A.E: Evet! Mesela... senin benimle konuşman ve sonra kitapların Türkçe versiyonları bir anda kapımın önünde bitiverdi. Gördün mü? İnandım ve oldu.


(Yazarın kitapları)

O.Y: Bütün mesele inanmak.

A.E: Buna katılıyorum. Sabır ve inanmak. Yolun sonunu bilmesen bile bir adım atarsın ve sonra hedefine ulaşmışsın. Buna kesinlikle inanıyorum.

O.Y: Kitabın karakterleri. Şey, yazarlar ve okuyucuların karakterler hakkında her zaman farklı görüşleri vardır. Gray ve Jess'i nasıl tanımlıyorsun?
A.E: Hmm... Gray, o kesinlikle iyi çocuk.İnsanları memnun eden. Ben genellikle karanlık bir tarafı olan erkekleri tercih ediyorum ama Jess zaten çok karanlıktı ve yaralıydı bu yüzden ona iyi bir erkek yazmam gerekiyordu böylece iyi olabilecekti. Gray, itfaiyeci türünden bir çocuk....
-Burada bir stop. Amerika'da itfaiyeci dendi mi akla kaslı, böyle yangının içine atlayıp güzel kızları, yaşlıları ve masum çocukları kurtaran tipler geliyor. Türkiye'de öyle değil. Bilin istedim:D
... Afrika'da ki hasta bebeklere yardım eden çocuk, herkese yardım etmeye ve herkesi kurtarmaya çalışan çocuk.
O.Y: Gray'e kesinlikle aşık oldum. Ben de karanlık çocukları severim ama kahraman Gray'de beni büyüledi.
A.E: Evet, buna katılmak zorundayım. Onunla ilgili bir şeyler var. bilirsin. Ona %100 güvenebilirsin. Gray kesinlikle evlenilecek erkek.
O.Y: Galiba kitabın sadece Türkiye'de değil bir çok ülkede daha okunuyor. Bununla ilgili ne hissediyorsun?

A.E: Gerçek gibi gelmiyor. Söylediğim gibi bu benim hayalimdi ve diğer ülkelerden insanlar benimle iletişime geçtiğinde çok mutlu oluyorum. Kolumu çimdikliyorum. Birinin gelip bana uyuduğumu ve bunu sadece bir rüya olduğunu ve artık uyanıp eski hayatıma dönmemi söylemesini bekliyorum. Hiç böyle hissettin mi? Benimle ilk iletişime geçtiğin zaman gibi... Bütün gün sessizce yürüdüm... Sadece mahvetmediğime emin olmak için. Ve bu sabah sen burada (İnternet) değildin. İşleri berbat edip etmediğimi merak ettim. Sanırım hayal dünyam çok değişik.

O.Y: Evet bazen öyle hissediyorum ve şey, sadece seni bekliyordum. Uyandırmak istemedim (saat farkı var ya) Peki, Türkiye'ye gelmeyi planlıyor musun? Sadece imza günü için değil ama her hangi, basit, küçük bir gezi için.

A.E: Kocam ve ben her zaman Türkiye'ye gitmek hakkında konuşuyoruz çünkü İstanbul'da bir arkadaşımız var. O, orada bir gazete için çalışıyor... Shain Alplay. Biz çok sık İtalya'ya ailemi görmeye gidiyoruz. Venedik'e yakın, Dolomites'da yaşıyorlar. Türkiye çok uzak değil... Sen İstanbul'dan mısın?

O.Y: İstanbul gerçekten güzel ve büyük bir şehir ama ben oralı değilim. Ben Ankara'da yaşıyorum. İnsanlar İstanbul'un başkent olduğunu sanıyorlar ama değil. Ankara başkent (bloggerın isyanı :D)  Türkiye, İtalya'ya yakın ama Amerika'ya... oradan biraz uzak işte.

A.E: Ayrıca Türkiye'de o antik, taştan oyulmuş, periler ülkesi gibi görünen yeri de görmek isterim. Orayı biliyor musun? İsmini hatırlayamıyorum. Kapadokya! Evet! Oraya kesinlikle gitmem gerek. Oraya aşığım. Sürekli internetten resimlere bakıyorum ve oraya gitmeyi diliyorum.

O.Y: Türkiye bir sürü tarihi güzelliğe sahip

A.E: Bu Türkiye'nin ne kadar harika olduğunu kanıtlıyor.

O.Y: Evet, kesinlikle öyle. Mutlaka görmelisin.

A.E: Bence insanların dünya üzerinde böyle yerler varken New York'u görmek istemeleri çok komik. Ben sadece oraya gitmek istiyorum ve bir de İrlanda-Burren. Başka soru?

O.Y: New York'un değişik bir tarzı var. Türkiye daha çok tarihi ve doğal güzelliklere sahip bir ülke. Eğer tarih seviyorsan. New York'a gitme. Aslında tüm sorularımı sordum.

A.E: New York... tarih... sadece şaka yapıyorum. Bir tarihi var elbet ama peri bacalarının yanından bile geçemez bence.

O.Y: Peki, Türk okuyucularına söylemek istediğin başka bir şey var mı?

A.E: Tanrım... ne söyleyebilirim ki? Bu, ülkene her zaman gerçekleştirdikleri için çok minnettar olacağım bir hayal. Pena Yayınlarına çok teşekkür ederim bana bu şansı verdikleri ve inandıkları için. Türkiye'nin sevgi dolu bir kalbi oluşunu ve romance kitaplarını sevmesini çok seviyorum. Ve tabi ki Elif... sana da teşekkür ediyorum. Benim en içten teşekkürüm. Çünkü bu yüzden sonsuza kadar senin ismini gördüğümde biraz ağlayacağım ve güleceğim. Tüm sihir için teşekkürler.



Gördüğünüz üzere kitap hariç her şeyi konuştuk :D Umarım söyleşiden memnun kalmışsınızdır :)) 





Okur Yazar

Kitap delisi, blogger... Hem okur hem yazar. 1995 doğumlu, İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi.