3.Wattpad Turu: Kalbin Arzusu by AlexisLandon 'Yazarla Söyleşi'


Turun 4.gününde yazarımız AlexisLandon'la gerçekleştirdiğim söyleşiyi paylaşıyorum sizinle :)
Onunla konuşmak gerçekten çok zevkliydi :)
Ben röportajı yaparken çok eğlendim. Umarım o da en az benim kadar eğlenmiştir :)



O: Öncelikle, röportajı kabul ettiğin için teşekkürler :)
B: Ben teşekkür ederim :) Teklif ettiğinde havalara uçtum resmen.
O: Ben her yazara sanırım bu soruyu soruyorum. Benim klasiklerimdendir. 'Kalbin Arzusu' nun ilk fikri kafanda nasıl oluştu?
B: Biraz ondan biraz bundan. Açıkçası ben anne olmayı isteyen biriyim. Genelde yaşıtlarıma bu fikir çekici gelmez ama benim hep hoşuma girmiştir. Ve de genel olarak yaşıtlarıma göre daha olgunum. Kendimi otuz yaşında hissediyordum! Bunu açıkladım çünkü konuyu bulmamla alakalı. Ben dışarıda gezmektense inceleyip düşünmeyi tercih ederim. Kalbin Arzusu'nun asıl konusu birçok şeyden çıktı. İlk oluşan fikir şu bebek takıntısıydı tabi. Okuduğum hikâye ve filmlerde bu konudaki ilgim yüzünden buna hep dikkat kesilirdim. Konu tek bir cümleden çıktı ama o cümleyi şimdi söyleyemem, Ellinci bölüm falan ortaya çıkmış olacak. Zaten dikkatli okuyan fark ediyor ne olacağını ama yine de söylemeyeyim :)
O: :D peki o zaman ellinci bölüme kadar sabrederiz ne olacak ki? (meraktan hep birlikte çatlayacağız :D) Yazarı olarak bunu en iyi sen bilirsin sanırım. Thomas ve Blaine arasında ki ilişkiden bahsediyorum. Bize Thomas'ın gözünden, Blaine'le aralarında ki ilişkiyi biraz anlatır mısın?
B: Hmm... :) Dikkat edin arada sırada Blaine Thomas'ın bir şeyler yaparken zorundaymış gibi göründüğünü söylüyor ki öyle. Kendisini zorunda hissediyor. Geçmişi yüzünden - söylemem onu -,-  - bir şeyleri düzeltme çabasında. Blaine'nin bunun için doğru kişi olduğunu biliyor. Bunu da açıklayayım sonuçta ‘neden Blaine?’ diyebilirsiniz. Ne de olsa o yaşına kadar bir yığın masum kız bulabilirdi. Sebebi -bak bunu söylemeyecektim ha- annesine benziyor. (yaşasın spoiler aldık :D) Fiziksel olarak değil davranışları huyları... Okuyanlar ne düşünüyor bilmem ama Ronald aslında ailesini seviyor. Blaine'i tanıdığında bunu fark etmesiyle onun doğru kişi olduğunu anladı. Hep beklediği kişiydi ama bir problem var ki onu sevmiyor. Çünkü Blaine'i bulana dek kendisini çok farklı birine dönüştürmüş, Blaine'e hep nazik olmaya çalışıyor, siz de genelde bu nazik rollerini görüyorsunuz tabi. Yani, Blaine ile birlikte olmayı istiyor ama farklı sebeplerle. Onu sevmeye çalışıyor ama bu o kadar kolay değil.
O: Olan Blaine'e oluyor desene. Ben Thomas'a da üzülüyorum ama umarım sonunda Blaine'i sever :) Sırada ki soru. Bütün dominant, kontrol manyağı ve korumacı erkek karakterlere baktığımız da, en başta hepsinin tek amacı karşılarında ki kadınla cinsel zevke dayalı, duygulardan uzak bir ilişki yaşamak. Çünkü onlar için sevmek böyle bir şey. Ancak Thomas için olay tamamıyla farklı. O olaya daha 'sevgi dolu' nedenlerle yaklaşıyor. Bir bebek ve bir aile istiyor. Thomas için sevmek böyle bir şey mi yoksa Blaine'le birlikte değiştirmek istediği şeylerden biri de sevgi kavramına olan bakış açısı mı? (ne uzun bir soru oldu ya :D)
B: Uzun ama çok hoş bir soru :) Aslında her iki seçenek de değil. Sevmenin nasıl bir şey olduğunu biliyor. Bunu istiyor, bir eş, bir aile, bir çocuk. Ama şöyle ki o geçmişi yüzünden hep bunu bir zorundalık gibi istedi. Bunları, birini sevmeyi, bir programmış gibi geleceğe bıraktı. Ve unuttu. Kendisini kirli bir yaşamın içine attı ama o plan hep vardı. Bir aile olmak, çocuk sahibi olmak... ama bu süre içerisinde resmen sevmeyi, değer vermeyi unuttu. Şimdi yeniden öyle biri olmaya çalışıyor ama bu onun için çok zor...
O: Yani sevmeyi yeniden öğrenmeye çalışıyor?
B: Aslında bakarsan unuttuğunun farkında bile değil -,- Şu an çabalama aşamasında.
O: Peki Blaine ona bu konuda yeterli olabilecek mi? Ona sevmeyi yeniden öğretmek için sence doğru kişi Blaine mi?
B: Şöyle ki Ronald'ın bu süre içerisinde yaptığı tej şey sevmeyi unutmak değil. Bebeği takıntı haline getirmiş, sanki o her şeyin anahtarıymış gibi. Bu takıntısından kurtulmadan kolay kolay sevemez. Blaine için asıl bu zor olacak. Ama Blaine, Thomas'ın düzelmesi için doğru kişi
O: Şimdi, hikâyenin yazarı olduğunu unut. Blaine ve Thomas'ın ortak bir arkadaşısın. Blaine sonunda hamile kalıyor ve bebeklerine isim arıyorlar. Sana fikrini sordular. Onlara ne söylersin? Önerdiğin isim ne olur?
B: İsim mi? Bunu beklemiyordum :D Bir düşüneyim… Beth, Amber, Rachel isimlerini çok severim ama bir erkek olsa... erkeklerde uzun isimleri seviyorum. Kısaltmaları olanları Christopher gibi bir şey olurdu herhalde ama Ronald'ın bana soracağını zannetmiyorum -,-
O: :D Belli olmaz o işte :D Ronald'ın sağı solu belli olmaz gibi duruyor :D
B: Şu an öyle çünkü sürekli rol yapıyor gibi birşey. Tanımadığın birine ona çok değer veriyor gibi davrandığını düşün. Illa ki çaktıracak
O: Bir yazar olarak biliyorum ki (Ben de yazar olduğumu hatırlatmasam olmuyor yani :D Her yerde hatırlatıp duruyorum :P) bütün yazarlar karakterlerine ve hikayelerine biraz olsun kendilerinden birşeyler katarlar. Sen hikayene ya da karakterlerine kendinden ne kattın? Örneğin Blaine kadar utangaç mısındır?
B: Utangaçlık? Ben? Yok daha neler :D Hayır o özelliğini kesinlikle anneciğinden almıyor :D Ama sosyal zayıflığı benden. Kendini beğenmiyor o da benden. Giyim tarzı da benden. Ronald'ın sahipleniciliği hiç şüphesiz benden! Lea'nın umursamaz tavırları... Daha var böyle minik detayları :)
O: D Ooo baya varmış daha ne olacak ki :D Hikaye bir serinin ilk hikayesi. Bize biraz ikinci hikâyeden bahsedebilir misin?
B: :D Seri ama tam olarak değil. Yani evet Blaine ve Ronald'ı onlarda da göreceğiz ama bu ilk kitapta hikâyeleri bitmiş olacak. Hayatları devam edecek ama hikâyeleri bitecek. İkinci kitap... ilki daha romantikken ikincisi daha sert olacak ve al sana spoiler çünkü bu Lila'nın hikayesi. O daha üzücü olacak çünkü karakterler çok sert. Lila'yı da eninde sonunda seveceksiniz yani :D Üçüncüsü bile planlı bende :D Hatta ikincisiyle ilgili minik bor spoiler daha verebilirim -,-
O: Lila'yı Londra'ya azgın herif David diye birine gönderiyor hikayede Ronald. Eğer o da varsa hikayede hikayeyi aklımda biraz canlandırabiliyorum :D Yani yan hikaye şeklinde olacak seri ve süper olur :D Ben spoilerı çok seven bir insanımdır şahsen :D
B: Yan değil zaten tüm kitapları yan karakterler üzerinden gidecek :) Ve de bak spoiler veriyorum. Gerçi dikkat eden bunu da girmiştür ya neyse... Ronald Lila'yı ingiltere'ye yolluyor. Peki Marx nereye gidecekti? :D
O: Aaaaa :D aaaa :D Bak bu süper işte :D Peki biraz da senin hakkında konuşalım. Yazmaya ilk ne zaman başladın?
B: Küçüklüğümden beri ufak denemelerim oldu. Ama televizyon gibi şeyler yüzünden pek sürmedi. Ama ilk olarak sekizinci sınıfta diyebiliriz :) İlk zamanlarda hep fantastik yazardım hey gidi günler :D
O: Fantastik yazmak her yazarın vazgeçilmez zevkidir. :D Mutlaka yazarız bir şekilde :D Peki en sevdiğin kitap ve Wattpad hikayesi ne?
B: Kesinlikle ama onları Wattpad'e yazmıyorum... Açıkçası övünmüyorum ama Wattpad için fazla iyi geliyorlar :D yarın bir gün kitap yazdığımda inşallah... Kitap serisi tabi ki de Karen Marie Moning'in Ateş serisi! Ondan daha iyi bir fantastik seri yok! Wattpad hikâyesi ise açık arayla YABANCI.
O: Ateş serisini duydum ama yabancı yı ilk kez duyuyorum hemen röportaj biter bitmez gidip okuyacağım :D peki şeker mi çikolata mı meyve mi? kahve mi çay mı? (hala bir yazarla röportaj yapıyorum değil mi? Sorular amacından şaştı :D)
B: Teen Fiction'da birinci sırada nasıl görmezsin -,- Yazıklar olsun :D Ateş serisini de oku, mükemmeldir. Çikolata. Çay. (Hiç kahve içmedim ki ben :D )
O: Görmüşümdür kesin ama bir hazırlık öğrencisi olarak bütün gün İngilizce işleyince bir yerden sonra insan Türkçe olan her şeyi siliyor beyninden :D (Bu aralarda her şeye bahanem bu :D) Kahve nasıl içmezsin? O.o (kahve manyağı konuşuyor) :D Gerçi bende çay hastasıyımdır. Çaysız dünya olmaz olsun :D
B: Çaya da pek bir bağımlılığım yok :)) Yiyeceklere daha bir tutkunum.
O: Eğer sana, seni tüm gün boyunca yazabileceğin bir yere götüreceklerini söyleseler ve aşağıda ki yerlerden birini seçmeni isteseler, hangisini seçerdin?
a)sahilde bir ev
b)ormanda bir kulübe
c)Paris'de bir kafe
d)New York'da Empire State'in tepesinde
e) evinde :D
B: Evimde ama yalnız olmalıyım -,-
O: Sessizlik bir yazarın en büyük silahı herhalde :D (çok felsefi oldu :P) Röportaj için çok teşekkürler :) Son olarak okuyucularına söylemek istediğin bir şey var mı?

B: Benim içimde çok zevkliydi :) Ve evet bir şeyler olması lazım -,- Öncelikle başından beri destekleyip yorum yapanlara, okuyucularıma buran kocaman sırıtmalar Ve de bir not: Yorum yapın! Cidden bir ara ağlayacağım-,- ay neyse seviyorum işte sizi -,- ~~

(Son kısımın neden öyle olduğuyla ilgili en ufak bir fikrim yok -.- :D)
























Okur Yazar

Kitap delisi, blogger... Hem okur hem yazar. 1995 doğumlu, İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi.