Eşleşme-Kitap Yorumu





Sizce "kusursuz" bir yaşam mümkün olabilir mi?

Kimi seveceğinize, nerede çalışacağınıza, hatta ne zaman öleceğinize başkalarının karar verdiği bir dünya düşünün. 

Bu dünyada uzun bir hayata, harika bir işe, ideal bir eşe sahip olmak için neredeyse hiçbir bedel ödemeniz gerekmiyor çünkü tüm seçimleri sizin adınıza görevliler yapıyor. Üstelik hepsi "kusursuz" seçimler. 

Tüm hastalıkların tedavi edildiği, insanların uçan trenlerle seyahat ettiği, eşleşme yoluyla "eşsiz" evliliklerin, ailelerin ve nesillerin yetiştiği böylesi mükemmel bir dünyada, Toplumun tüm üstün güçlerine ve kontrolüne rağmen mevcut sistem çatırdamak üzere…

Cassianın yapay bir cam fanus içerisinde yaşadıklarını idrak etmesi uzun sürmüyor. Toplumun ona sunduğu mükemmel dünyanın tüm nimetlerine sırt çevirmeye hazır. Kalbinde hissettiği aşkın gücü ve özgürlük için göstereceği cesaret onu yeterince güçlü kılmaya yetiyor. Ama Topluma başkaldırabilmek ne yazık ki mümkün değil. En azından şimdilik…

Çevrildiği her dilde çok satanlar listesine girmeyi başaran Eşleşme, hayalin gerçekle, geçmişin gelecekle iç içe geçtiği fantastik bir dünyada yaşanan etkileyici bir aşk ve uyanış öyküsü anlatıyor.


Bir toplum düşünün.
Kime aşık olacağınızı, kiminle evleneceğiniz, ne yiyeceğinizi, giyeceğinizi, ne zaman doğacağınız hatta ne zaman öleceğinizi bile sizin için belirleyen bir toplum.
Zaten şu an için de yaşadığımız toplumda az çok böyle değil mi?




Her şey Cassia’nın eşleşme yemeğiyle başlıyor. Bu yemekte Cassia’nın kiminle evleneceği belli olacak. Tabi ki bu seçim de toplum tarafından yapıldı.
Cassia en yakın arkadaşı Xander’la eşleşiyor. Kızcağız hem çok şaşkın hem çok heyecanlı. Ne güzel tanıdığı biriyle evlenecek. Mutlu olacak filan.
Ben Xander olduğunu duyunca üzülür bu kız. Sonra da Xander’la aşık olurlar diye düşünmüştüm en başında. Meğersem aslında hiç de öyle değilmiş :D

Cassia heyecanlı heyecanlı gidiyor bir gün eve. Toplumun ona verdiği ve içinde Xander’a ait, Cassia’nın çoktan bildiği, bilgilerin bulunduğu mikroçipi açıyor ve da da dan. Mikroçip ona Xander’ın değil başka birinin yüzünü gösteriyor.
‘Ky’
Cassia aslında Ky’ı tanıyor. Aynı arkadaş grubundalar ancak o kadar da yakın değiller. Cassia o günden sonra Ky’a daha çok dikkat ediyor.
Toplum görevlileri bunun bir hata olduğunu, zaten ihlalci olduğu için Ky’ın eşleşme havuzunda yer almadığını söylüyor.

Cassia’nın büyük babasının 80.yaş günü yaklaşıyor. Toplumun her üyesi gibi o da 80.yaş gününde ölmeye hazırlanıyor.
Toplum anlayacağınız Tanrı rolünü üslenmiş. Zaten insanlarında ilahi bir güce filan inandıkları yok. Çünkü toplum onlara böyle bir şeye inanmalarını söylemiyor.
Pablo’nın köpeği gibi olmuş artık insanlar.
Çok tanıdık değil mi bu durum sizce de?

Büyük babası ölmeden önce ona bir şiir veriyor. Ancak bu toplumun belirlediği 100 şiirden biri değil.
Her şey gibi bunu da toplum belirliyor yani. 100 şiir. 100 müzik. 100 resim…
Cassia bunu gizlice okumaya ve sonra da saklamaya karar veriyor ancak okurken onu biri görüyor.
Ky.
Bu onların ilk sırları oluyor.
Cassia daha sonra risk almamak için şiiri yok ediyor.


Ve gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Ky ve Cassia başka sırlarda paylaşıyorlar.
Örneğin Ky, Cassia’ya yazı yazmayı öğretiyor.
Toplumda yazıcıyı, yazıcılar sayesinde yazıyorsun ve yazdığın şey kayboluyor. Ky’ın, Cassia’ya öğrettiği toplum tarafından yasaklanan ve artık kullanılmayan el yazısı.


Ve sonra da aşk geliyorlar. Birbirleriyle olmalarının yasak olduğunu biliyorlar. Cassia’nın bir eşi var ve bu eş ihlalci Ky değil. Ancak Cassia’nın eşi olmasını istediği kişi Ky.
Ve sonunda toplum onları ayırmanın bir yolunu biliyor. Ancak Ky, Cassia’ya toplumun gerçek yüzünü gösterdi.
Ne yaparlarsa yapsınlar Cassia, Ky’ı unutmayacak ve hatta (yani bence:D) Ky’ı bulacak.


Bu türe distopya deniyordu sanırım. Ütopya’nın tam tersi.
Ben ditopya okumayı çok seviyorum. Çünkü gerçekten eleştirel yaklaştığınızda aslında içinde yaşadığımız toplumdan izler taşıdığını görüyorsunuz.
Açlık Oyunları ve Beni Seç serileri, bunun örneklerinden bazıları.
Ancak mutlaka düzene baş kaldıran ve gidişata dur diyen biri çıkıyor ya da bir aşk :D

Kitap geçmiş zamanla değil de geniş zamanla anlatılıyor. Geniş zamanla anlatım çok hoşuma gitmez aslında sadece birkaç kitap var böyle yazıldığı halde hoşuma giden. Eşleşme de bunlardan biri.
Ky karakterini ayrıca çok sevdim. Her şeyin ortasında durmayı ve uyum sağlamayı başarabilmesi gerçekten çok hoşuma gitti.
O ne iyi ne de kötü.
Serinin ikinci kitabı ‘Crossed’ umarım bir an önce Türkiye’de de yayınlanır :)

*SPOILER*


‘Birinin hikayesine aşık olmakla, kendisine aşık olmak aynı şey midir?’


Kitabın tanıtımın filmini izlemek isteyenler için:
















Okur Yazar

Kitap delisi, blogger... Hem okur hem yazar. 1995 doğumlu, İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi.