Elit-Kitap Yorumu


Sarayda 6 kız... Savaş kızışıyor.

"Babamdan gelen mektubu ellerimde tuttum.
Aspenin prenses olamayacağımdan emin oluşu aklıma geldi.
Halk oylamasında en sonuncu olduğumu hatırladım.
Maxonın haftanın ilk günlerinde verdiği şifreli sözü düşündüm...
Gözlerimi yumdum ve kendimi yokladım.
Bunu gerçekten yapabilir miydim?
Illéanın yeni prensesi olabilir miydim?"

Saraya 35 kız girmişti, şimdi 6 kız var.
Ve artık Elitler Prens Maxonın aşkını kazanmaya çok daha kararlı.
Zaman Americanın aleyhine işliyor. Biran önce karar vermeli.
Çocukluğundan beri birlikte gelecek hayalleri kurduğu Muhafız Aspen mi?
Yoksa nefes kesici romantizmiyle başını döndüren Prens Maxon mı?
Kimi seçerse seçsin, aklı diğerinde kalacak.
Ve Asi Kuzeyliler bu peri masalının mutlu sona
ulaşmaması için ellerinden geleni yapacak.


35 kızdan geriye sadece 6 kız kaldı.
Elitler…
Prens Maxon belki de her erkeğin hayalini yaşıyor. 6 kız arkadaşı var. Peki o bu durumdan memnun mu? Hayır. Çünkü America’ya aşık ama America katıksız bir sersem olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.




America Beni Seç’in sonunda Aspen ve Maxon arasında bir karar vermesi gerektiğinin ama seçimin bir parçasıyken Aspen’le görüşmesinin yanlış olduğuna karar vermişti.
Üstelik Maxon’a olan ilgisini de inkar etmiyor.
Maxon o kadar tatlı ki bu ufacık ilgi bile ona yetiyor. America’nın ona aşık olması için elinden gelen her şeyi yapıyor. Ona güveniyor, ona her şeyini anlatıyor, onu seviyor. Bir kadın bir erkekten daha fazla ne isteyebilir ki?
Ama America takmış taca. Millet tacı ister bizim kızımız istemiyor. Tek yapması gereken tacı unutup Maxon’ı sevmek.
Bir ara bunu gerçekten başarıyor.
Cadılar bayramı balosundan girmek istiyorum olaya. O ne harika bir balo, ne romantik bir Maxon’dı öyle!
Bir an America’ya evlenme teklifi edecek sandım. America’ya evlenmek istediği kişinin o olduğunu söyledi elbette hatta ondan başkası olmayacağını da açıkça belirtti ve America bu durumdan gayet memnundu. Yine de evlenme teklifi etmedi Prens Maxon ona.

‘Sana evlenme teklifi ettiğimde, bana evet demenin nefes almak kadar kolay olmasını istiyorum’
İşte böyle düşünceli beyaz atlı prensimiz. Aslında her şey buraya kadar harika. America, Maxon’la olmak istiyor. Aspen’i unutmaya başladı derken… Marlee’nin bir hatası yüzünden her şey tepe taklak oluyor.
America arka arkaya hatalar yapmaya başlıyor. Bir gidiyor Maxon’a bir gidiyor Aspen’e. Oynuyor ikisiyle de anlayacağınız.
Korkuyorum olan sonunda Aspen’e olacak.Ölecek zavallı kızın aşkından.
America’nın yine aklı karışıyor. Zaten ben bıktım bu kızın kafa karışıklığından, her şeye trip atmasından felan.
Burada kitapla ilgili sevmediğim bir şeye değinmek istiyorum. Tamam, America’nın kafası karışık. İki erkek arasında kaldı ama bu olay biraz abartılmıştı sanki. Hani yazar ne yapacağını bilememiş gibiydi.
Bir Aspen’e bir Maxon’a gitmesi ve bunu sürekli yapması biraz abartı olmuştu.
Olayları bağlamak içindi belki de ama o kısımlar bir yerden sonra ‘yeter ama yine mi?’ dememe sebep oldu.
Evet nerede kalmıştık? America’nın saçmalıklarında.
 Maxon ona çok güvendiği için America’yla bütün sırlarını paylaşıyor ve America bu sırları çok kötü bir şekilde kullanıyor.
Yaptığı hata herkesin başını belaya sokuyor ve saraydan gönderilmesine sebep oluyor.
Oh! Dedim burada. İyi oldu ona. Hayır insan biraz üzülür değil mi? Hemen Aspen’i düşünmeye başladı.
Senin yaptıkların yüzünden Maxon’ın başı belaya girsin sen Aspen diye dolaş ortalarda!
Neyse ki hatasını anlıyor America ve ona bir şans daha verilince, Maxon’ı kazanmak için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğine emin oluyor.
Seçimini Maxon’dan yana yaptı ama bu sefer aralarında ki engel daha büyük bence.

*SPOİLER*

Celeste’den bahsetmezsem olmazdı.
Maxon’a o kadar kızgınım ki bu yüzden. Kriss’e yakınlaşma sebeplerini anlıyorum ama Celeste…
America, Maxon’ı, Celeste’yi öperken… ne öpmesi baya bildiğiniz Celeste’yle yiyişirken bastığında delirmiştim.Ağladım, çığlık attım, kendimi paraladım. Hayır dedim. Maxon bunu bize yapamaz.
America hemen başladı tabi ‘gönder beni’ demeye ‘burada işim bitti’ dedi prense. Haklı kız tabi.
‘olmaz’ dedi Maxon. Vurduğu yumruğunu masaya. ‘ben bitti diyene kadar bitmez’ orada bir erdim bittim. Haşin erkeğim benim ya nasıl da koydu otoritesini. Dedim erkek dediğinin çapkınlığı olur görmezden geleyim :D Bu olayda benim için böylece kapandı.

Bir de Kriss var tabi. O kızı da anlamıyorum. Bir içten pazarlıklı. Maxon’ın içine düşmeler böyle bir ‘namahrem yaklaşma’ modunda gezmeler. Şimdi kardeş misiniz sevgili mi Kriss karar ver. America’yla Celeste’yi götürüyor çocuk dikkat yani. :D

Ve Kral… Maxon’ın başı belaya girdi demiştim. Spoiler içeriyor diye şimdi bahsediyorum bu beladan.
Meğersem bu Kral Maxon’ı dövüyormuş. Ne dövmesi be baya bildiğin sopa, kırbaç, tekme, tokat girişiyormuş çocuğa. Kral olmuşsun ama adam olamamışsın koçum. Sen nasıl el kaldırırsın Maxon’ıma :(
America tedavi etti onu. Son gecesiydi America’nın. Hani saraydan gönderiliyor ya. America nasıl ağlıyor Maxon’ın o haline. Bende ağladım ya :(

‘Lütfen ağlama sevgilim. Eğer elimden gelseydi, hayat boyunca gözyaşlarının akmamasını sağlardım’

diyor Maxon. Bir de sevgilim var tabi. Arkadaş bu çocuk ne dese yakışıyor ağzına. Hay ağzını öpeyim Maxon :D

O gece bir saldırı oluyor ve Maxon ve America sığınaklardan birinde yalnızlar. Konuşuyorlar uzun uzun. Maxon onun sorularını cevaplıyor, America’da Maxon’ın sorularını.

‘America… Birlikte geçirebileceğimiz ne kadar zaman kaldı bilmiyorum ama yapmadığımız şeylere pişman olarak geçirmek istemiyorum’

Ve öpüyor Maxon, America’yı. Dedim herhalde gelir bu sahnenin devamı ama yok gelmedi. İyiki de gelmedi. Sığınaktalar be :D

İşte öyle. Maxon babasına ısrar ediyor ve America’ya bir şans daha veriliyor. Çok dikkatli olması lazım.
Maxon’ı kazanmak için son şansı çünkü bu.



Okur Yazar

Kitap delisi, blogger... Hem okur hem yazar. 1995 doğumlu, İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi.